Günlük yaşamın hızlanması, dijitalleşmenin yaygınlaşması ve performans odaklı kültürün güçlenmesi, ruh sağlığımız üzerinde belirgin etkiler yaratmaktadır. Dünya genelinde ruh sağlığına ilişkin veriler; stres, kaygı bozuklukları ve depresif belirtilerin özellikle kent yaşamında arttığını göstermektedir.
Birleşik Krallık Ulusal Sağlık Servisi (NHS), Almanya Robert Koch Enstitüsü (RKI), Fransa INSERM ve Psychology Today’de yer alan bilimsel değerlendirmeler, bazı gündelik alışkanlıkların uzun vadede psikolojik dayanıklılığı zayıflattığını ortaya koymaktadır.
İşte, çoğu zaman normal kabul edilen ancak ruh sağlığımızı olumsuz etkileyebilen bazı davranışlar:

Sürekli Dijital Uyarana Maruz Kalma ve Bağlantıda Olma
Akıllı telefonlar, bilgisayarlar ve sosyal medya platformları sürekli uyarı üretir. Beyin, her bildirimde dopamin salınımı yaşayarak kısa süreli dikkat kaymaları yaşar. Psychology Today’de yer alan analizler, bu durumun uzun vadede dikkat süresini azalttığını ve zihinsel yorgunluğu artırdığını göstermektedir. Ayrıca mavi ışık maruziyetinin melatonin üretimini baskılayarak uyku düzenini bozduğu bilinmektedir. Sürekli bağlantıda kalma hali, zihnin dinlenme fırsatını azaltır ve kaygı düzeyini yükseltebilir.

Sosyal Medya ve Yalnızlık: Dijital Çağda Bağlantısızlık Paradoksu ve Dijital Minimalizm: Teknolojiyle Bağlantınızı İşlevsel Hale Getirin yazılarımız da ilginizi çekebilir.

Düzensiz ve Yetersiz Uyku
NHS verileri, yetişkin bireylerin önemli bir kısmının önerilen 7–9 saatlik uyku süresine ulaşamadığını ortaya koymaktadır. Uyku eksikliği, duygusal düzenleme mekanizmalarını zayıflatır ve stresle baş etme kapasitesini düşürür. Araştırmalar, kronik uyku yoksunluğunun depresif belirtilerle ilişkili olduğunu göstermektedir. Ayrıca REM uykusunun azalması, duygusal hafıza işleme süreçlerini etkileyebilir. Uyku saatlerinin sürekli değişmesi, biyolojik ritmi bozarak zihinsel dengeyi sarsmaktadır.


Stresle Baş Etme Becerilerinin Geliştirilmemesi
Stres yalnızca büyük olaylardan kaynaklanmaz, küçük ama sürekli baskılar da ruh sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. INSERM araştırmaları, uzun süreli kortizol yüksekliğinin ruhsal dayanıklılığı azalttığını vurgulamaktadır. Günlük yoğunluk, trafik, iş baskısı veya finansal kaygılar zamanla birikerek kronik stres haline dönüşebilmektedir. Bu durum hem kaygı belirtilerini artırabilmekte hem de bağışıklık sistemini etkileyebilmektedir. Ayrıca fark etmeden stres halini normalleştirmek, müdahale şansını azaltmaktadır.

Kaygı ve Stres ile Baş Etmenize Yardımcı Olabilecek 10 Uzman Tavsiyesi listemiz de ilginizi çekebilir.

Gerçekçi Olmayan Başarı Standartları ve Mükemmeliyetçilik
Mükemmeliyetçilik belirli düzeyde motivasyonu arttırabilmektedir. Ancak katı ve esnek olmayan beklentiler ruh sağlığı açısından risk oluşturmaktadır.
Psychology Today’de aktarılan klinik değerlendirmeler, aşırı mükemmeliyetçilik ile tükenmişlik ve depresyon arasında ilişki olduğunu belirtmektedir. Sürekli daha iyisini yapma baskısı, bireyin öz değer algısını performansa bağlamasına yol açabilmektedir.


Yetersiz Yüz Yüze İletişim ve Sosyal İzolasyon
RKI tarafından yayımlanan halk sağlığı raporları, sosyal bağların ruh sağlığı üzerindeki koruyucu etkisini vurgulamaktadır. Yüz yüze iletişim sırasında salgılanan oksitosin, güven ve bağlılık hissini arttırmaktadır. Dijital iletişim ise, bu biyolojik etkileşimi tam olarak sağlayamaz. Uzun süreli sosyal izolasyon, yalnızlık hissini güçlendirebilmekte ve depresyon riskini arttırabilmektedir. Modern kent yaşamındaki bireyselleşme eğilimi de bu sorunu derinleştirebilmektedir.


Sağlıksız Beslenme Alışkanlıkları
Beyin enerji ihtiyacını büyük ölçüde glikozdan karşılamaktadır. Ancak rafine şeker tüketiminin ani kan şekeri dalgalanmalarına yol açtığı bilinmektedir. INSERM ve çeşitli Avrupa beslenme araştırmaları, Akdeniz tipi beslenmenin ruh sağlığı üzerinde olumlu etkileri olabileceğini göstermektedir. Omega-3 yağ asitleri ve antioksidanlardan zengin diyetler, bilişsel fonksiyonları destekleyebilmektedir. Aşırı işlenmiş gıdalar ise, inflamasyonla ilişkilendirilmiştir. Beslenme alışkanlıkları, duygu durum üzerinde düşündüğümüzden daha fazla rol oynamaktadır.


İş-Yaşam Dengesinin Kurulmaması
NHS ve Avrupa Çalışma Ajansı raporları, uzun çalışma saatlerinin tükenmişlik riskini artırdığını belirtmektedir. Sürekli üretken olma baskısı, zihinsel dinlenme alanlarını ortadan kaldırabilmektedir. Dinlenme süresi olmadan sürdürülen yoğun tempo, karar verme kapasitesini zayıflatmaktadır. Bu durum zamanla hem fiziksel hem psikolojik yorgunluğa dönüşebilmektedir.


Duygusal Zorlukları Bastırmak
Duyguları bastırmak kısa vadede işlevsel görünse de uzun vadede psikolojik baskı yaratabilmektedir. Psychology Today’de yayımlanan psikoterapi temelli değerlendirmeler, duyguları ifade etmenin stres düzeyini azaltabileceğini göstermektedir. Bastırılan duygular bedensel belirtilerle de ortaya çıkabilmektedir. Özellikle öfke ve üzüntünün ifade edilmemesi içsel gerilimi artırabilmektedir. Sağlıklı iletişim kanalları ise, ruhsal dengeyi desteklemektedir.


Fiziksel Aktivite Eksikliği
Başta Dünya Sağlık Örgütü olmak üzere pek çok sağlık örgütü, haftada en az 150 dakika orta düzey fiziksel aktivite önermektedir. Egzersiz sırasında salgılanan endorfin ve serotonin, ruh halini iyileştirmektedir. INSERM verileri ise, düzenli hareketin depresyon belirtilerini hafifletebileceğini göstermektedir.
Sedanter yaşam tarzı, yalnızca fiziksel değil zihinsel ve psikolojik sağlık üzerinde de olumsuz riskler taşımaktadır. Ayrıca hareket eksikliği, enerji düzeyini düşürerek motivasyonu azaltabilmektedir.


Kronik Acelecilik
Zamana karşı yarışma duygusu, modern yaşamın belirgin özelliklerinden biridir. Sürekli yetişme telaşı içinde olmak zihinsel farkındalığı azaltabilmektedir. Mindfulness temelli çalışmalar, bilinçli farkındalık uygulamalarının kaygı düzeyini azaltabildiğini göstermektedir. Gün içinde kısa duraklamalar, sinir sisteminin düzenlenmesine yardımcı olabilmekte ve anda kalma pratikleri, duygusal dengeyi destekleyebilmektedir.
BONUS
Kıyaslama
Sosyal karşılaştırma teorisi, bireylerin kendilerini başkalarıyla kıyaslama eğiliminde olduğunu açıklamaktadır ve sosyal medya ve çevresel etkileşimler, bireylerin kendilerini sürekli başkalarıyla kıyaslamasına neden olabilmektedir. Bu durum özgüveni zedelemekte ve olumsuz duygu durumlarını tetiklemektedir.
RKI ve NHS analizleri, özellikle genç yetişkinlerde bu karşılaştırmaların özgüveni zedeleyebileceğini belirtmektedir. Sürekli kıyaslama yapmak yetersizlik hissini artırabilimekte, bu durum da zamanla kaygının ve diğer olumsuz ruh hallerinin gelişmesine sebep olabilmektedir.

Kapak Fotoğrafı: Photo by Borna Hržina on Unsplash
