18 Eylül 2025

Avrupa’da ve Süper Lig’de Haftanın Maçları

Mehmet Mert Özkan

~14dk

Fenerbahçe – Trabzonspor

Sezonun ilk büyük maçı Chobani Stadyumu’nda Fenerbahçe ile Trabzonspor arasında oynandı.

Mücadeleye iki taraf da istekli başladı hatta öyle ki; Trabzonspor bu tempolu başlangıcıyla golü de buldu. Ancak öncesinde Onuachu’nun dirseği Skriniar’ın yüzüne geldiği için gol geçerlilik kazanmadı.

Konuk ekip 20. dakikada Okay Yokuşlu’nun oyundan atılmasıyla maçın çok büyük bir bölümünü 10 kişi oynamak zorunda kaldı ve o dakikadan sonra işler değişti.

Trabzonspor rakibini daha geride karşılamaya mecbur kaldı ve maçın temposunu Fenerbahçe belirlemeye başladı. Özellikle rakibe çıkan kırmızı kartın ardından daha sert pres yapan, önde basan, iştahlı bir Fenerbahçe izledik.

Maçın ¾’lük bölümünü 10 kişi oynayan bir takım olarak Trabzonspor, Fenerbahçe’nin bu baskısını çok iyi karşıladı ve rakibine uzunca bir süre pek de pozisyon vermedi.

Fenerbahçe merkezden gelmek yerine daha çok sağ ve sol kanattan içeri girmeyi denedi ama Batagov ve Savic başta olmak üzere bordo mavili ekibin savunma hattı çok dirençliydi.

Tedesco Yönetiminde İlk Maç

Tedesco yönetimindeki ilk maça; hele ki bu maç oldukça büyük bir maçken, galibiyetle başlamak Fenerbahçe adına elbette önemliydi ancak bu maçın ölçü alınmaması gerekiyor. Zira rakip, maçın 75-80 dakikasını bir kişi eksik oynadı.

Yorumlayabileceğimiz şey maçtan ziyade belki de oyuncuların bireysel performansları olmalı. Örneğin; Trabzonspor’un yeni kalecisi Onana, Inter günlerindeki o özlediğimiz kaleciyi yeniden hatırlatır bir performans sergiledi. Yaptığı müthiş kurtarışlar bir yana, uzun toplarındaki pas isabeti geriden oyun kurmayı çok seven bir hoca için büyük bir mutluluk kaynağı olsa gerek.

Fenerbahçe tarafında ise, kimse Szymanski’nin sağ kanat olarak maça başlamasını beklemiyordu. Hatta maçtan önce bu tercihi sorulduğunda hoca kendinden emin bir şekilde ‘onu neden bu bölgede tercih ettiğimi maçta göreceksiniz’’ diyerek cevap verdi. Szymanski de hocasının kendisine duyduğu bu beklentiyi boşa çıkarmadı desek yanılmış olmayız. Maçın Fenerbahçe adına özellikle ilk yarıda en etkili ismiydi. Asıl mevkii forvet arkası olan bir oyuncuyu kolay kolay sağ/sol kanat olarak görmeyiz, genelde bu tercihler teknik adamlar tarafından orta saha bölgesindeki oyuncuların topa hakimiyetini sağlamak amacıyla yapılır. Ama bunun Fenerbahçe’de süreklilik arz edeceğini düşünmek zor. Çünkü zamanla takıma Asensio monte edilecek gibi görünüyor. Asensio’nun sahada olduğu bir denklemde Szymanski’yi yine forvet arkası olarak görmek daha ihtimalli. Tedesco, Asensio’yu sağ kanat bölgesinde değerlendirmeye daha yakın. Talisca ve Szymanski, Asensio’nun forvet arkası başlamadığı maçlarda birbirlerine alternatif olarak yer bulacaklardır.

Fenerbahçe, rakibe kurduğu fiziksel üstünlüğü ikinci yarıda biraz daha teknik bir üstünlük haline getirmeye çalıştı ve kuvvetle muhtemel bu yüzdendir ki, İrfan Can Kahveci ile Bartuğ Elmaz oyuna dahil oldu. İsmail ve Szymanski’nin dinamizminden vazgeçerek teknik kapasitesi ve oyun kurucu kimliği daha belirgin olan iki ismi sahaya süren Tedesco, İrfan’ı İsmail Kartal döneminden alışık olduğumuz sağ kanat rolünde değerlendirirken, Bartuğ’a derin oyun kurucu rolünü verdi ve bu pozisyonda Bartuğ’dan beklediğini de fazlasıyla aldı. Fenerbahçe için bu kritik galibiyet kadar oyuncu tercihleri ve bu tercihlere yüklenilen rollerden alınan pozitif geri dönüş de önemliydi.

Eyüpspor – Galatasaray

Gerek konum gerekse mimari olarak birçok futbol adamı tarafından defalarca eleştirilmiş hatta sahada maç yapan takımların performansını bile zaman zaman önemli ölçüde etkilemiş bir stadyumda, önemli eksiklerle galibiyet almak Galatasaray için belki de iyi bir oyundan daha kıymetliydi.

İyi bir oyundan diyorum, çünkü maçı izleyen hiç kimse Galatasaray’ın oyununu beğenmemiştir. Belki kötü ve rakibe çok pozisyon veren bir oyun sergilemedi sarı kırmızılılar ancak 2-3 yıldır çoğunlukla izlediğimiz, alıştığımız o baskıcı, agresif ve pozitif oyunundan uzaktı desek yanlış olmayız. Bunda kuşkusuz ki Osimhen’in sahada olmayışı büyük bir etken. Nijeryalı yıldızın yerine ilk 11’de tercih edilen Icardi’nin oyundaki hareketliliğinin sınırlı kalması, takımı 3. bölgede -her zaman olmasa da- çaresiz bırakıyor. Ancak kendisi öyle iyi bir bitirici ki; önüne düşen topta gerilmeden yaptığı vuruşla takımını öne geçirdi ve galibiyetin fitilini ateşledi.

Barış Alper oyuna dahil olana kadar Galatasaray’ın hücum hattında kısıtlı bir performans izledik. İleri hatta tempolu bir ayağın gerekliliğini bu değişiklik çok iyi anlatıyor bize. Oyuna girdikten sonra takım arkadaşlarını besleyen, rakip kalede tehlikeler yaratan Barış, yaşadığı süreci tamamen arkasında bırakmış gibi görünüyor.

Beşiktaş – Başakşehir

Dolmabahçe’deki randevu birçok futbolsever için alınacak bir 3 puandan, oynanacak bir maçtan ziyade biraz da son dönemde atışmalarına tanık olduğumuz Sergen Yalçın ve Nuri Şahin düellosu için merak konusuydu.

Maçtan birkaç saat önce Başakşehir, Nuri Şahin ile anlaştığını duyurdu. Nuri Hoca bu maçta takımının başında kulübede bulunamasa da maçı tribünden takip etti. Beşiktaş yeni transferleri Cengiz ve Cerny’nin de takıma eklenmesiyle maça daha istekli başlayan taraftı. Özellikle maça ilk 11 başlayan Cerny, beğeni topladı. Konuk ekip gol bulana dek git gelli bir karşılaşma izliyorken Başakşehir’in golünden sonra Beşiktaş kontrolü tamamen ele aldı.

Yeni transfer Cerny’nin çok klas bıraktığı topu bir başka yeni transfer El Bilal Toure aynı klas bitirişiyle tamamladı. Bulduğu beraberlik golüyle oyunu iyice rakip sahaya yıkan Beşiktaş, Başakşehir’in de topu geride kabullenmesiyle pres yükünü son dakikalarda iyice artırdı ve Demir Ege Tıknaz’ın harika ortasında –pas bile denilebilir- arka direkte topa yükselen Cengiz Ünder’in kafa golüyle galibiyete uzandı. Sergen hocanın yeni transferlerle birlikte takıma yaptığı dokunuşun meyvelerini yavaş yavaş toplamaya başladığını görüyoruz, bu dokunuşun nereye kadar uzanacağı ise merak konusu.

Avrupa’da Haftanın Dikkat Çeken Maçları

Manchester City – Manchester United

Rodri’nin de takıma katılmasıyla ezeli rakibi karşısında istediği oyunu ortaya koyan City, çok rahat, çok net bir galibiyet aldı.

Maçtan önce kadrolara baktığımızda, 2 takım arasında belirgin bir fark olduğunu görebiliyorduk. Ancak oyun anlamında United’ın rakibini bu kadar cevapsız bırakması kabul edilir gibi değil.

Manchester United teknik direktörü Ruben Amorim, geldiğinden bu yana beklentileri karşılayabilmiş değil. Ama maalesef beklenti oluşturacak kadro kurdurmak gibi bir çabası da yok. Mazraoui, Luke Shaw gibi isimler bu takım için çok yetersiz. De Ligt Yun kurucu stoper olarak değerlendirilmek için hiç uygun bir isim değil. Ugarte ve Fernandes orta sahada birlikte oynamaya hiç müsait olmayan oyuncular. Takımın sahaya yayılımı çok kısıtlı. Sahada hareket kazandırmaya çalışan tek oyuncu Mbuemo desek yanlış olmayız. Ama bu da haliyle tek başına yeterli değil. Sol kanat oynayan Cunha’nın da kadroda olmayışı United’ın zaten vasat olan performansını iyice düşürdü.

4 haftada 1 galibiyet aldılar. Bu 4 maçta dikkate değer performans belki de sadece Arsenal maçındaydı. O maçta vaat ettiklerinin her hafta daha gerisine gidiyorlar ve muhtemel bir Ruben Amorim ayrılığı her geçen gün daha da yaklaşıyor.

City tarafında ise; Guardiola, Marmoush ve Cherki’nin yokluğunda temposu çok yüksek bir ilk 11 sürdü sahaya. Orta sahada Reijnders, solda Doku ve en uçta Haaland ön alanda baskıyı sürekli tutan dinamizmi yüksek isimler. Bernardo ve Foden da teknik kaliteleri ve yarattıkları bağlantıyla bu baskının yüksek dozda kalmasına destek olan oyuncular. Yine de bu galibiyete rağmen alıştığımız Guardiola City’sini henüz görebilmiş değiliz.

Juventus – Inter

Bu maçı, Avrupa’da haftanın maçı olarak değerlendirmek hiç yanlış olmaz.

Pozisyon anlamında çok zengin bir müsabaka izlemedik ama atılan gollerin neredeyse tamamı izlemeye değerdi. Tudor’un ilk 11 tercihi üretkenlik olarak baktığımızda sıkıntılı, ki bu da oynanan oyuna yansıyor. 4 gollü bir galibiyet aldıkları maçta gol beklentisi olarak 0.65’i zor yakaladılar. Maça 2. forvet gibi başlayan Kenan, oyun içinde 10 numara bölgesine geçti ve takımının belki de en iyisiydi. Arkasında görev alan Thuram-Koopmeiners tandeminden kısıtlı bir bağlantı kalitesi alıyor olmasına rağmen çok yaratıcı bir oyun oynadı ve galibiyetin mimarıydı.

Inter cephesi, belki yenilgiyi hak edecek kadar kötü değildi. Lakin kazanacak bir oyun oynadıklarını da söylemek güç. Son 4 senede ligde 1 şampiyonluk kazanmış, 2 şampiyonlar ligi finali oynamış bir hocanın ardından yaşamaları muhtemel o kırılganlık evresinden geçen Inter’de, Hakan Çalhanoğlu’nun 2 muhteşem golüne Kenan Yıldız aynı güzellikte bir golle karşılık verirken bundan daha fazlası gelir mi diye beklediğimizde, uzatma dakikalarında Adzic’in hiç gerilmeden kalçadan çıkararak attığı muhteşem şut maçı bitirdi.

7 Gollü bir maçta oyun anlamında doyurucu bir futbol izleyememiş olmak kulağa tuhaf geliyor, maçın en güzel yanı atılan jeneriklik gollerdi.

6 Gollü Galibiyet: Barcelona – Valencia

Barcelona, Yamal ve De Jong gibi yıldızlarının kadroda olmadığı, Raphinha ve Lewandowski’nin ise yedek başladığı maçta Valencia’ya karşı sahadan 6-0 gibi süpürme bir galibiyetle ayrıldı.

Hansi Flick, maçtan önce yaptığı açıklamada İspanya Milli Takımı’nda Yamal’ın dinlendirilmemesine tepki göstermiş ve oyuncusunu bu maçta hem yoğun bir tempoda nefes aldırmak hem de hafta içindeki şampiyonlar ligi maçı öncesi riske etmemek adına kullanmadı.

Solda Rashford, sağda Bardghji ve en uçta Ferran Torres ile başladığı maçta Katalanlar, ilk yarıda Fermin Lopez’in ayağından buldukları golle devreyi 1-0 önde kapadılar. 2. yarının rölantide geçmesini bekliyordum. Ancak devre başlar başlamaz yapılan Raphinha-Bardghji değişikliği maçı koparan hamle oldu. Girer girmez oyundaki hareketliliği arttıran Brezilyalı yıldız, takımın galibiyetini perçinleyen golü attı. Fermin Lopez’in beklenenin üstünde performansı ve sonradan oyuna dahil olan Lewandowski’nin de klas ayağıyla Barcelona rakibini sahadan silerek bir gövde gösterisine imza attı. Perşembe günü Ingiltere’ye; Newcastle deplasmanına gidecek ekipte dinlendirilmiş bir Yamal, Raphinha ve Lewandowski üçlüsünün neler yapabileceğini hep birlikte izleyeceğiz.

10 Maddede 2025-2026 Sezon Başlangıcında Dört Büyükler yazımız da ilginizi çekebilir.

Bu içeriği beğendiniz mi? Bunun gibi daha fazla içerik üretebilmemiz için bize Patreon´da destek olun. 🙂
10layn.com Patreon button
Mehmet Mert Özkan

Mehmet Mert Özkan

Tüm yazıları

E-bültenimize kaydolun.