6 Mart 2021

10 Maddede Hikayesi ve Analizi ile The Last of Us (Part 2)

Selçuk Culum

GİRİŞ

The Last of Us 2’yi en üst zorlukta iki defa bitirdim. Çok keyif aldım. Oyunun, özellikle düşman yapay zekasının derecesini görmek için, zorluk seviyesini yukarı çekmekte yarar var. Doğal olarak düşmanların yapay zekası ve farkındalığı bu modlara göre değişiyor. İyi bir yapay zekaya sahip olup olmadığını incelemeden, eleştirmeden önce buna bakmak çok faydalı olur. Çünkü adı üstünde, kolay modu seçerseniz, bölümü rahat bitirmeniz için düşman yeteneklerini tam olarak sergilemeyecektir. O yüzden bu minvaldeki oyunları incelemek ve derin bir mücadele hissi yaşamak için, üst zorluğu seçmek yerinde oluyor. Fakat ilginç bir şekilde Naughty Dog, oyunun zorluğunu yukarı çektikçe düşman saldırganlaştırırken, yanımızdaki dostların yetenekleri düşüyor. Eğer yakın zamandaki güncelleme ile gelen “Gerçekçi” modunu denerseniz görebilirsiniz. 

Zorluk arttıkça, dost NPC’lerin daha az yardım edip iş yükümüzü artırması normal. Fakat önceki oyunda zorluk artsa da, dostlarımız bize yardım ediyordu, sadece hasar güçleri azalıyordu. Ancak bu kadar gerçekçi olma iddiasında olan bir oyunun dost NPC’leri ayağınıza dolaması çok kötü bir detay olarak duruyor. Ayağınıza dolanıyor dememin sebebi; dostlarımız, düşmanlardan saklanırken bize yakın saklanmak istiyorlar ama bu durum çok can sıkıcı manzaralara neden olabiliyor. Birkaç defa arkadaşım (Dina özellikle) saklandığım sipere gelip beni siperi dışına itti. Açıkta kaldığım an bir düşmana denk gelirsem, bu durum oyunu kaybetmeme bile neden olabiliyor. İlk oyunda Joel ve Ellie’nin siperi ortak kullanmaları çok hoş ve gerçekçi bir detaydı. Ben bu oyunda Ellie ve Dina’nın sipere ortak saklanabilmelerini çok isterdim. Bu bahsettiğim sorunu üst zorlukta oynamazsanız çok nadir görebilir ya da hiç görmezsiniz. Bu durumdan, oynarken çok canımı sıkan bi unsur olduğu için bahsetmek istedim.

2013’de, ilk oyun çıktığı zaman, oynayıp derin bir bağ kuranlar varsa benim gibi, muhtemelen ikinci oyunun başından derin bir boşluk hissi ile kalkmıştır. Hikaye elbette subjektif olduğundan iyi mi, kötü mü, diye fikrimi belirtmeyeceğim. Metacritic’teki kullanıcı puanı bile insanların bu oyunun hikayesi hakkındaki genel düşüncesini anlamak için yeterli. Lakin ne eleştirmen, ne de kullanıcı puanı, o hikayeye tek başına iyi veya kötü demek için yeterli değildir. Hikayenin nasıl olduğunu değil, ama nasıl hissettirdiğini genel fan kitlesi için söyleyebiliriz. Tabi hem oyunu hem hikayeyi çok beğenen ciddi bir kitle de var. Ama beğenen çoğunluğun ilk oyunun fanatikleri olmadığı aşikar.

Oyunun teknik açıdan ne kadar iyi olduğu ya da mevcut konsolun tüm gücünü ne kadar iyi kullandığı üzerine durmayacağım. Bu, oyunu seven, sevmeyen herkesin birleştiği tek nokta olabilir. O yüzden hikayenin kırılma ve tepki çeken anlarını sizler için 10 maddede derledim.

Dikkat! Spoiler içerebilir.

İlk oyunda yönettiğimiz Joel’in oyunun başında vahşice katledilmesi, herhalde oyun dünyasında görülmemiş bir ikiye bölünme fitilini ateşledi. 

Hikayenin en tartışmalı noktalarından birincisi olan bu durumu hazmedemeyen Koreli bir yayıncı, canlı yayında oyunun disklerini makasla kesti. Bu video, oyunun çıkış yaptığı hafta viral oldu. Bu kadar çok sevilen ve ikon bir karakteri hikayeden elemek, Naughty Dog’un hikayesine çok güvendiğini ve hikayeyi Joel’in sırtına yaslama kolaylığına kaçmak istemediğini gösteriyor. Bunu kotarabiliyor mu, orasını size bırakıyorum.

Joel’in hayatta kalma içgüdülerinin zayıflamış gösterilmesi, tepki çeken başka bir konu. İlk oyunda kendisine kurulmuş bir pusuyu çok önce fark eden biriyken ikinci oyunda, çok daha gardı düşük gezmesi, karakter açısından tutarsız bulundu. 

Zamanla, içinde yaşadığı, eskiye nazaran konforlu Jackson yaşamı, onu biraz yumuşatmış yorumları yapıldı. Lakin, Jackson ne kadar konforlu olsa da, hikayenin geçtiği dünya, hala zombilerin ve güvenilmez insanların cirit attığı vahşi bir ortam. Joel ve Tommy’nin, Abby’i tatil kasabasına gelmiş bir turist gibi karşılaması, ilk oyunda son derece kurnaz ve vahşi bir survivor olarak resmedilen karakterler için oldukça tutarsız.

Ellie ile intikam yolculuğunun tamamlanmaması…

Bu da tepki çeken diğer konu. Oyun, sizi intikam almak için son derece motive ederken, hikayenin ikinci yarısı bu motivasyonunuzu kırmayı ve beslediğiniz intikam duygusunu azaltmayı hedefliyor, fakat çok kişide bu durum tersine işliyor. Oyunun hikayesi, sizin bu intikam duygunuzun önüne set çektikçe daha fazla öfkeye sebep olabiliyor. Bu da hikayenin ana fikrini yakalamada problem yaratıyor.

Kontrolün Abby’e verilmesi…

Bu da hikayedeki bir başka kırılma anı. Aynı zamanda oyuncuların büyük çoğunluğunun elindeki gamepadi bırakma isteği uyandırması ile en çok tepki çeken kısım olabilir. Zira oyunun başında vahşice katledilen Joel’in intikamını almak üzere güdümlendiğimiz Abby’i oyunun ikinci yarısında oynamak, oyuncu için hazmı zor kısımlardı. Başta oyunun ana kötüsü olarak bellediğimiz bir karakteri, ana karakter yapmak son derece cesur bir hamle. Bu kısımdan sonra da Abby’nin babasının 4 yıl önce Joel tarafından öldürüldüğünü öğreniyoruz.

Ellie’nin Hillcrest bölümünde Jessie ile yolu kesiştiği bir an var. Bu sahne, oyunun fragmanlarında Joel’in olduğu bir sahneydi ve Joel’i bu anda gören herkes inanılmaz heyecanlanmıştı. Oyunda “Seni bu işte yalnız bırakır mıyım sandın?” repliğini Joel yerine Jessie söylüyor. Bu da, sosyal medya platformlarında yalan reklam olarak değerlendirilmişti.

Ellie’nin hamile bir kadını öldürmesi.

Oyunun bir başka kırılma anı da buydu. Bu sahne, çok kişi için fazlasıyla iç parçalayıcı oldu. Ellie’nin intikam yolculuğunda elinin vahşice ve istemsizce sürekli kana bulanması; intikamın, kişiyi çırpındıkça şiddet döngüsüne sokan kirli bir yol olduğunu vurguluyordu.

Abby’nin intikam sonrası çok sevecen bir kişiliğe bürünmesi. 

Bu da başka bir tutarsız karakter portresine örnek. Bu durum, karakteri sevdirmek adına yapılmış gibi durduğundan inorganik duruyor bu yüzden tutarsız hissettiriyor.

Abby, Serafiler denen bağnaz bir grubun eline düşünce, Lev ve Yara adlı iki çocukla yolları kesişiyor. Buradan sonra birbirlerine yardım ederek bu grubun elinden kurtuluyorlar. Grubun elinden kurtulmadan hemen önce, Yara isimli kız kolundan yaralanıyor. Onları güvenli bir yere bırakan Abby, vedalaşıp yola koyuluyor. Owen (eski aşkı) ile buluşup romantik anlar yaşadıktan sonra sabahleyin ilk işi, Lev ve Yara’yı bıraktığı yerden getirmek için yola çıkmak oluyor. Lev’i ve Yara’yı, Owen’ın bulunduğu yere getirince, Owen’ın sevgilisi Mel, Yara’nın ameliyat olması gerektiğini söylüyor. Lev ve Abby bu malzemeler için ikili olarak yola koyuluyor. İşte burada, Abby ve Lev arasında bir bağ kurulma çabası başlıyor. Fakat hikayeyi deneyimleyen kişi için kafasına oturmayan durumlar oluşuyor. 

Abby, henüz birkaç saat önce tanıdığı insanlar için hayatını anlamsızca riske atıyor. Bu durumun anlamsız durduğunu ve oyunu oynayan kişileri hikayeden koparacak bir unsur olacağını senaristler de (Neil Druckmann, Halley Gross) fark etmiş olacaklar ki, Lev’de bizim gibi bu durumu manasız bulup Abby’e soru soruyor. “Niçin buradasın?” Abby ise, “vicdan” diyor. Lev “Ne vicdanı, bize borcun yok ki” diyor. Abby de “Bazı yükleri atmam gerekiyordu ” diyor. Burada Abby’nin, Joel’e yaptığı şeyin ağırlığı ile ezildiğini nispeten hissediyorsunuz, kendisi bir kefaret arayışına giriyor, fakat bu an dışında bunu hissettirmiyor. Çünkü Abby’nin Lev’e yardım etmesi manasız durduğu için bunu öne sürmüşler gibi duruyor. Zira oyunun başında tanıtılan Abby, babasını 4 yıl önce öldürmüş ama aynı zamanda kendi hayatını kurtaran Joel’i intikam için işkence ederek öldürebilecek kadar gözünü kan bürümüş bir karakter olarak resmediliyor. Üstelik babasının ölüm anına şahit olmuyor ve aradan 4 yıl geçiyor. Zaman içinde vahşiliğini canlı tutması, Ellie’ninki kadar mantıklı durmuyor.

Ellie’nin şiddet dozunun yükselmesinin nedeni, Joel’in gözünün önünde katledilerek travmaya neden olması. Akıl sağlığı zamanla bozulduğundan, intikam almak onun için vazgeçilmez, dönüşü olmayan bir yol oluyor. Abby ise, bu konuda çok daha tutarsız resmedilmiş. Eğer bu kadar gaddar ise, hiçbir vicdan borcu olmayan insanlara neden ölümüne yardım ediyor? Eğer makul ve vicdanlı biri ise, Joel’i niye bu kadar uzun süre işkenceye maruz bırakmadan intikamını almıyor? 

Bu karakter için biri tercih edilmeliydi. Abby ise, ikisini de yapıyor. İlk oyunda dört mevsim ülkenin yarısını gezen Ellie ve Joel’in bağ kurmasını anlayabiliyoruz. Çünkü Joel zamanında kızını kaybetmiş acılı bir baba ve bu boşluğu Ellie ile dolduruyor. Abby’nin hangi anlamda Lev ile bir bağ kurmaya çalıştığını anlayamıyorsunuz. Üstelik bu bağ bir günde oluşuyor. Abby’nin hakkı yenmiş bu hikayede. Joel’i, babasını öldürdüğü için öldürdüğünü görmek yeterliydi. Fakat karakterin bu hali ile empati kurulamayacağından, onu olmadığı bir kalıba sokmuşlar. Hikaye bu anlamda Abby’nin arkasında durmuyor.

Lev, kendisi için tehlikeli olmasına rağmen, annesini yalnız bırakmamak adına Serafi köyünün bulunduğu adaya kaçıyor. Abby ve Yara da peşinden gidiyor. Bu esnada Abby’nin de önemli bir üyesi olduğu WLF denen ordu da adayı işgale gidiyor. Bir şekilde hikayenin bu kısmında, kendi dahil olduğu ordu ile çocuğun hayatı arasında bir seçim yapmak zorunda kalıyor. Hem Lev’in dahil olduğu Serafileri karşısına alıp, hem de uzun süredir omuz omuza çarpıştığı takım arkadaşlarını karşısına alarak, adadan Lev ile kaçmaya çalışıyorlar. Bu sahneler Uncharted için yazılmış olsa anlaşılabilir, fakat The Last of Us için çok yapay ve yine tutarsız hissettiriyor.

Abby bu sekanstan hemen sonra Owen ve Mel’in yanına dönüyor. Ama onları ölü bir şekilde buluyor. Bu travmatik sahne karşısında şok ve üzüntü geçiren Abby, ikinci bir intikam yolculuğuna çıkıp, Ellie ve dostlarının saklandığı yeri buluyor. Önce Jessie’yi öldürüyor sonra da Tommy’i yaralıyor. Belki de burası, oyunun en çok tepki çeken 3. kısmı olabilir. Çünkü Ellie ile geldiğimiz noktaya Abby ile gelip oyunun yarıda bıraktığı karşılaşmayı, Abby’i kontrol ederek yaptırıyor ve bu sekansta Ellie’den intikam almaya çalışıyoruz.

Oyunun başında kötü olarak düşündüğümüz karakter ile oyunun baş karakteri olarak gördüğümüz Ellie’ye karşı oynamak ilginç bir deneyim. Bu bir devam hikayesi olmasaydı, hikayedeki her yenilik, tepki yerine çok takdir toplardı. Lakin bunun yerine devam hikayesi için ilk hikayenin yarattığı büyüyü bozacak çok fazla şey denenmiş. Bu da sanki devam oyunu değil de, yeni bir IP deneyimliyormuş hissi yaratmış.

Son karşılaşma, Santa Barbara’da köle tüccarların eline düşen Abby’i bulmamızla başlıyor. Ellie’nin ikinci kez intikam yolculuğuna çıkmasında bitmek bilmeyen travmatik görüntülerin sürekli zihninde canlanması asıl etken. Abby, Lev ve Yara’yı kurtardığında kabuslarında gördüğü babasını, son gördüğü rüyasında ona dönüp gülümsemesi, Abby’i kabuslarından kurtarıyor ve içsel huzura kavuşuyor. Aynı arayış Elli için de geçerli. Son karşılaşmada Abby bitap düşmüş zayıf bir halde karşımıza çıkıyor. Bu durum da ayrı bir manipülasyon. Çünkü Ellie’nin gözündeki o güçlü ve gaddar Abby gitmiş, yardıma muhtaç zavallı biri gelmiş. 

Doğal olarak, intikam duygusunu bayağı zayıflatan bir durum. Fazlası ile acı çekmiş olması onun kefaretini ödediği hissini verdiğinden intikam için gerekli motivasyonu bulamıyorsunuz. Bu esnada Ellie’nin yine zihninde o görüntü canlanıyor ve içindeki yangını dindirmek için Abby’nin acınası haline aldırış etmeden onu kavgaya zorluyor. Bu sekansta Ellie gerçekten Abby’e ciddi acı çektiriyor fakat kendisi de iki parmağını kaybediyor. Ellie, Abby’i suda boğarken, Joel’in neşeli bir şekilde gitarını çalarkenki görüntüsü zihninde beliriyor. Bu andan sonra Abby’i öldürmekten vazgeçiyor. Ellie adeta bir arınma yaşıyor ve içindeki nefret ve şiddet duygusu son buluyor. Her iki taraf da çıktıkları şiddet ve intikam yolculuğunda sevdikleri ve değer verdikleri şeyleri kaybederek ağır bedel ödüyorlar.

Aslında oyun boyunca madalyonun iki yüzünü gösteren bir hikaye deneyimliyoruz. Fakat hikaye bunu çok manipülatif bir şekilde aktardığından, çok kişi bunu özümseyemiyor. Tabi ki iki ana karakterden biri olan Ellie’nin, hikayeyi deneyimleyen kişi için zihninde çok uzun bir geçmişi var. Bu yüzden Abby çok kez dezavantajlı bir durumda. Bu defa dezavantajı kaldırmak adına, hikayenin türlü sevimliliklerle Abby’i oyuncuya sevdirme çabaları, çok kişi tarafından bayağı bulunduğundan empati kurmak daha zor bir hal alıyor. Aslında karakterler, hikayenin ve bulundukları evrenin doğal akışına göre hareket etseler ve türlü zorlamalarla karakterler şekillenmeseler çok daha tutarlı karakterlerin olduğu, daha tutarlı ve daha gerçekçi bir hikaye deneyimleyebilirdik. İyi bir konsept, lakin bir devam hikayesi olması nedeni ile ilk hikayenin mirasını korumaya çalışırken bir yandan da yeni ve cesur girişimler göstermeye çalışıyor. Ama bunu yaparken hayırsız bir evlat gibi, mirası saçıp savuruyor mu, yoksa layığı ile koruyor mu orasını sizlerin oyuna bırakıyorum.

Selçuk Culum

Tüm yazıları

E-bültenimize kaydolun.