20 Ekim 2020

Matrix Üzerine 3: Büyük Fikirler

Hamid Torres

Hiç gerçek olduğuna emin olduğun bir rüya gördün mü? Peki, ya o rüyadan hiç uyanmasaydın o zaman gerçeklikle rüya arasındaki farkı nasıl anlayacaktın?

Yazı dizisinin ilk 2 yazısında da bahsettiğim gibi, Matrix, birçok açıdan ele alınabilecek, değerlendirilebilecek bir film serisi. Fakat evrenle ilk tanıştığınızda, içerisine felsefenin bol miktarda dahil edildiğini göreceksiniz. 

Matrix Üzerine yazı dizisinin 3. yazısında, bu felsefi fikirleri, onların felsefe tarihindeki ve Matrix evrenindeki yeriyle ilgili bazı şeyler söyleyeceğim.

Yazı dizisinin birinci bölümüne buradan ve ikinci bölümüne buradan ulaşabilirsiniz.

Platon’un Mağarası

Matrix evrenini ilk gördüğümüzde, akıllara Platon’un mağara alegorisi geliyor. Platon’un Devlet eserinin bir bölümünde bahsedilen bu düşünce deneyi şu şekilde: Bir mağarada doğduğunuzu ve tüm hayatınız boyunca etrafınızdaki diğer insanlarla beraber burada yaşadığınızı hayal edin. Zincire vurulmuşsunuz ve fazla hareket edemiyorsunuz. Ve bir ateş sayesinde (veya yüzünden) arkadan geçen şeylerin bir gölgesi önünüzde beliriyor ve sizin gerçekliğiniz sadece bundan ibaret oluyor.

Siz de etrafınızdaki insanlarla beraber bu cisimlere isim vermeye, hangisinin hangisinden önce veya sonra geldiğini tahmin etmeye başlıyorsunuz. Bunları iyi bilen, iyi tahmin eden insanları bilge ve benzeri isimlerle adlandırmaya başlarsınız. Fakat bir gün zincirlerinizi kırdınız ve gerçek dünyayı görmeye başladınız, diyelim. Daha önce size gösterilen her şeyin aslında bir yanılsama, bir illüzyon olduğunun farkına varacaksınız.

Medya tarafından, toplum tarafından size verilen, öğretilen birçok şeyin aslında ne kadar boş ve değersiz olduğunun farkına varacaksınız. Bununla yetinmeyip eskiden sizinle beraber mağarada tıkılı kalan insanları da kurtarmak için geri döneceksiniz.

Wachowskilerin yarattığı Matrix evreni tam olarak bu hikayeden etkileniyor. Matrix’den, mağarasından kurtulan Neo, gerçeği görmeye başlıyor ve diğer insanları da buradan kurtarmaya çalışıyor. Biz de kendi hayatımıza dikkatli bir şekilde baktığımızda öyle veya böyle, bir şekilde bir mağaranın içerisinde olduğumuzu fark edeceğiz. Bazı inançlarımız, doğru sandığımız yanlışlar ve daha fazlası… Aslında birçoğu bizim değil, çevremizin, toplumumuzun, medyanın bize dayattığı şeylermiş. Aslında hepsi mağaradaki gölgelerden farklı değillermiş.

platon mağara alegorisi

1- Sizin gördüğünüz şeyler, sizin gerçekliğiniz. Doğduğunuzdan beri burada olduğunuz için artık sizin gerçekliğiniz bundan ibaret.

2- Size bu gerçekliği veren kitle. Bu medya olabilir, siyasi bir topluluk olabilir, toplum olabilir.

3- Zincirlerini, düşünce sınırlarını aşan kişi. Gördüklerinin ötesinde bir gerçekliğin olduğunu anlayan kişi. Bu kişi ilk önce hep gölgelere alıştığı için gerçeğe bakmak ona acı verici gelecektir fakat zamanla alışacaktır.

Cehalet Mutluluktur / Hedonizmin Çekiciliği (Mağaraya Dönüş)

Fakat mağaranın dışına alışamama, gerçeği kabullenmeme durumu da her zaman olasılıklar dahilindedir.

İlk Matrix filminde Cypher kırmızı hapı alıp gerçeği gördükten sonra (mağaradan çıktıktan sonra) mağaraya olan sevgisi katbekat artmıştı. Gerçeği kabul etmekte zorlanan zihni mağaraya dönmek için elinden gelen her şeyi yaptı. Ve Cypher büyük keyifler alacağı, sulu ve lezzetli biftekler yiyeceği mağarasına dönme hayalleri kurdu. Hedonizm her ne kadar çekici gelse de beyinlerimizin istediği asıl şey zevk değil, anlamın kendisidir. (bkz. Experience Machine)

Özgür İrade ve Seçimler

Özgür irademizle seçimler yapabiliyor muyuz, yoksa hepimiz belirli bir senaryonun içerisindeki kuklalar, oyuncular mıyız? 

İşte, bu soru felsefe dünyasında uzun zamandan beri tartışılan bir konu. Eğer çoktan belirlenmiş bir kader, bir senaryo varsa özgür iradeye yer kalmıyor fakat eğer seçim yapabilme şansımız varsa, o zaman özgür iradeden bahsedilebilir. 

Matrix’de de seçimler, özgür irade ve determinizmle ilgili birçok sahne var. Fakat bizler Matrix evreninde bu iki zıt fikirden birisini değil, ikisinin birleştiği compatibilism felsefesini görüyoruz. Bu felsefe, kader anlayışı ile özgür irade kavramını alır ve bir araya getirir. Deterministik bir sistemde bazı şeyler belirli olsalar da bu hala özgür seçim yapamayacağımız anlamına gelmiyor bu felsefeye göre. Seride de her ne kadar seçilmiş kişi olmak Neo’nun kaderinde olsa da, Neo’nun ulaştığı yere gelmesi için bir çok özgür seçim yaptığı da göz ardı edilemez.

Nihilizm

İlk filmde Neo’nun elinde gördüğümüz kitap Jean Baudrillard’ın Simulacra and Simulation kitabı (Matrix’in yaratıcılarının etkilendikleri kitaplardan birisi) açık olan sayfadaki bölümün ismi ise On Nihilism (Nihilizm üzerine). 

Nihilizm, tüm bilgi formlarını ve hatta varlığı tamamen reddeden bir felsefi akımdır. Nihilistler hayatın bir anlamı olduğu fikrini reddederler. Tıpkı Neo’nun ilk filmde içerisinde olduğu durum gibi. Bir şeyleri sorguluyor ve araştırıyor fakat düşüncelerinin içerisinde sıkışmış ve hayatın anlamsız olduğunu sanıyor. Fakat fikrimce, Nihilizm seçilecek, benimsenecek bir yol olmaktan fazlasıyla uzaktır. İsmi sık sık nihilizmle anılan Nietzsche bile nihilizmi aşılacak bir şey olarak görür. Ve zaten Morpheus’la tanıştıktan sonra Neo da bu nihilizmi aşarak düşünce olarak farklı bir seviyeye geliyor ve hatta düşüncenin ötesine geçiyor.

on nihilism matrix

Yeniden Doğum ve Din

Wachowskilerin en çok kullandıkları motifler arasında dini motifler de yer alıyor.

Bunlar seri içerisinde fazlasıyla önemli bir yer tutuyor. Hristiyanlıkta İsa’nın yapmak zorunda oldukları ve yaptıkları, Matrix’de Neo’nun yaptıkları ile benzer. Bunun dışında, özellikle son filmdeki bu sahne başta olmakla beraber, birçok sahnede de Hristiyanlık ve İncil referansları görüyoruz.

Seri içerisinde yeniden doğum kavramı, birçok yerde rastladığımız İncil referansları da filmi bir din filmi olarak bile okuyabilmemize yol açıyor.

matrix yeniden doğum

Simülasyon Teorisi

‘Rüyamda bir kelebek olduğumu gördüm ve uyandım. Şimdi ben rüyasında bir kelebek olduğunu gören bir insan mıyım yoksa rüyasında insan olduğunu görmekte olan bir kelebek mi?’

Yaşadığımız evrenin gerçek olup olmaması, bir rüyada, bir simülasyonda olup olmamamız yıllardan beri süregelen bir tartışma. Evrenimiz gerçek mi, uzaylılar veya robotlar tarafından yapılmış bir simülasyon mu? Matrix’in ana fikirlerinden birisi de bu. Descartes’a ve daha öncesine dayandırabileceğimiz bu kavramlar bilimsel, dini ve birçok farklı açından değerlendirilebilir.

Simülasyon teorisi ile ilgili çok önemli ve detaylı bir seri: Simülasyon Teorisi 1, Fularsız Entellik

İnsan vs Yapay Zeka

Yapay zeka teknolojisinin ilerlemesi ile makineler insan gibi düşünebilir mi, bizim seviyemize gelebilirler mi, tarzı sorular çıkıyor ortaya. Matrix’de bu soruların cevabının ‘evet’ olduğu bir evren görüyoruz. Bu tarz soruların kökeni çok eskiye dayansa da, Alan Turing’in geliştirdiği Turing Testi ve konu ile ilgili yazdığı makale ile birlikte bu konuda olan atılımlar çoğalmaya başladı.

Günümüzde artık öğrenebilen algoritmalar, yapay zekalar çok önemli bir seviyeye gelmiş olsalar da, şu an için bize bir Matrix evreni yaratabilecek halde değiller. Fakat Matrix sayesinde yapay zeka teknolojileri ve robotlarla ilgili birçok felsefi soruyla baş başa kalıyoruz. Bir gün bilinçli hale gelecekler mi, bilinç nedir, bizi onlardan ayıran nedir, tarzı yüzlerce soru ve verilecek milyonlarca cevap…

Yin-Yang

Doğu felsefesinin en önemli sembollerinden birisi olan sembol, evrenin ve doğanın işleme mekanizmasını anlatan Yin-Yang. Evrendeki her şey zıttı ile beraber var olur ve bu ikisinin varlığı sistemin kendisini oluşturur. Her beyaz kendi içerisinde siyahı, her siyah da kendi içerisinde beyazı barındırır. Biri, diğeri olmadan var olamaz. Karanlık-aydınlık, yaz-kış, 0-1, açık-kapalı…

yin yang

Matrix evreninde de bu ikiliği görüyoruz. Mimar ve Kahin, Neo ve Ajan Smith, Makine ve İnsan, Matrix ve Gerçek Dünya. Hepsi birbirinin zıttı olsalar da, aslında birbirleri sayesinde var olan ve sistemin tamamlanmasını sağlayan parçalardır. 

Konu ile ilgili çok daha derin ve detaylı bir anlatım için:

Kendini Bil

‘Başkalarını bilen bilgili, kendisini bilen bilge olur.’

Tüm bilgilerin en önemlisi ve en yücesi sayılan kendini bilmek…

Neo, Kahin’in odasına girdiğinde kapının üzerinde Temet Nosce (Kendini Bil) yazar. Ve Neo, Kahine sorular sorduğunda Kahin ona bu yazıyı gösterir. Önce kendini bil, kendini tanı, der. Tüm dinlerin, ezoterik öğretilerin başında duran bu kavram insanın da hayat yolculuğunda karşısına çıkabilecek en önemli kavramdır. Ve fikrimce, zaman harcanması gereken en önemli ve temel sorudur ‘ben kimim?’

Kapanış

Matrix serisini, seri ile ilgili videoları izleyince, konu ile ilgili şeyler okuyunca, bunları birçok kez yapmanıza rağmen hala oturmayan, anlaşılmayan şeyler olacaktır. Evrenle ilgili, karakterler ve içerideki büyük fikirlerle ilgili. Fakat amacın biraz da bu olduğunu düşünüyorum.

Her şey tam olarak bilinmiyor, fakat belki de yaratıcıların tam olarak amacı buydu. Hesaplamaların, determinizmin, mantığın ötesinde, ‘anlamanın’ ötesinde bir şeyler olduğunu söylemek.

Netice olarak, Matrix aslında uzun zamandır dinlerin, ezoterik öğretilerin bize anlatmaya çalıştığı şeyi anlatıyor: UYAN . ‘Uyan Neo Matrix’in esareti altındasın’. Tüm dinler de eski zamanlardan beri bize bunları anlatıyor aslında. Meditasyon gibi, oruç gibi kavramlar aslında tam olarak bunun için varlar. Bu evren içerisindeki şeylerin yanı sıra her şeyi bir tarafa bırakıp yeni bir tane evren keşfetmek, kendi içimizdeki evreni ve başka bir gerçekliği keşfetmemiz için. Sorgulamamız, Aristo’nun sığır yaşamı dediği bir yaşam sürmememiz için. Çünkü Sokrates’in de dediği gibi ‘Sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değer değildir.’

Hamid Torres

Tüm yazıları

E-bültenimize kaydolun.