22 Mayıs 2025

10 Maddede Tüm Yönleriyle Eko-Anksiyete ya da İklim Kaygısı

Burcu Tur Yüksel Akay

~12dk

İklim Kaygısı (Eko-Anksiyete) Nedir?

İklim kaygısı ya da eko-anksiyete, çevresel felaketlerle ilgili hissedilen kronik korku ve kaygı hali olarak tanımlanıyor ve yapılan çalışmalar, iklim değişikliğinin yol açtığı belirsizlik ve tehditlerin birçok kişide derin bir endişe yarattığını gösteriyor.

Başta APA (Amerikan Psikoloji Birliği) olmak üzere birçok kuruluş bu durumu, çevresel felaketin kronik korkusu olarak tanımlıyor ve hızla artan hava olayları ya da sıcaklık rekorlarının hem fiziksel hem de ruh sağlığı üzerinde baskı oluşturduğunu belirtiyor.

İklim değişikliği yüzünden doğan korku, umutsuzluk ve huzursuzluk halini tanımlayan iklim kaygısıyla ilgili olarak uzmanlar, iklim kriziyle ilgili kötü haberlerin kaygı düzeyini yükselttiğini belirtiyor.

İklim kaynaklı afetlerin artışı, insanların güvensizlik ve belirsizlik hissetmesine neden oluyor ve kişiler felaket senaryolarıyla karşılaştıkça “ben ne yapabilirim?” endişesi yaşayabiliyor. Bu da eko-anksiyeteyi derinleştirebiliyor.

Terim çoğu zaman stresin bir şekli olarak anılsa da aslında bireyin doğaya ve geleceğe verdiği önemin bir göstergesi olarak da değerlendiriliyor.

iklim kaygısı buzullar küresel ısınma
Photo by Francesco Ungaro on Unsplash

İklim Krizinin Ruh Sağlığına Etkileri

İklim değişikliğinin fiziksel etkileri kadar psikolojik etkileri de giderek daha fazla araştırılıyor. IPCC’nin (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) son raporlarına göre; iklim olaylarının artışı mental sağlığı ve iyi oluş halini de olumsuz yönde etkiliyor.

WHO (Dünya Sağlık Örgütü) iklim krizi nedeniyle anksiyete, depresyon, travma sonrası stres bozukluğu ve intihara yönelim gibi psikolojik sorunların hızla yükselebileceği konularında uyarılarda bulunuyor. Ayrıca bu etkilerin özellikle çocuklar, yaşlılar ve daha önce psikolojik zorluklar yaşamış kişilerde daha belirgin olduğunu ifade ediyor.

Hem Türkiye’de hem de dünyada yapılan araştırmalarsa; iklim felaketlerinin ardından stres bozukluğu ve yaygın anksiyete vakalarının ciddi oranda arttığını ortaya koyuyor. Bu veriler, iklim değişikliği ve psikoloji arasındaki güçlü ilişkiyi kanıtlıyor.

Genç Kuşakta İklim Kaygısı ve Aktivizm

Amerikan Psikiyatri Birliği’nin verilerine göre; Z kuşağının %67’si iklim değişikliğinin ruh sağlığını etkilediği yönünde kaygı yaşıyor ve birçok genç okul grevlerini ve küresel eylem çağrılarını destekliyor.

Greta Thunberg’in öncülüğünde 2019 yılında düzenlenen Küresel İklim Grevine, Türkiye de dahil olmak üzere 100’den fazla ülkeden binlerce öğrencinin katılması, bu durumun en belirgin örneklerinden biri olarak görülebilir.

Araştırmalar, iklim değişikliği nedeniyle endişe duyan gençlerin gelecek planlarını sorguladıklarını ve bazı gençlerin çocuk sahibi olmaktan bile vazgeçtiğini gösteriyor. Bu, bir yandan strese yol açarken diğer yandan gençleri toplumsal çözümler aramaya itiyor.

Toplu eylemler yalnızca bir protesto değil, aynı zamanda gençlerde bir dayanışma ve umut kaynağı oluşturuyor. Sentrums dergisinde yayımlanan bir makalede, benzer kitlesel kaygıların tarih boyunca toplumsal reformları tetiklediğini ve kişileri pasif izleyicilikten kurtarıp aktif katılımcı olmaya ittiğini belirtiyor.

iklim kaygısı küresel iklim grevi
Photo by Tania Malréchauffé on Unsplash

Çevre Politikalarına Katılım

İklim kaygısı, politik bilinç ve talepleri de şekillendiriyor. Endişeli bireyler, çevre politikalarına önem veren liderleri desteklemeye ve iklim dostu yasaların çıkarılmasını talep etmeye daha yatkın oluyor. Bu durum, yeşil partiler ve çevreci politikacıların güç kazanmasını sağlıyor. Aynı zamanda toplum içinde kampanyalar düzenlenerek daha sıkı çevre düzenlemeleri ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri savunuluyor.

İklim kaygısını paylaşan topluluklar, kolektif bir etki oluşturmak için sivil toplum kuruluşlarına katılıyor. Bu da politika yapıcılar üzerinde baskı yaratıyor. Dolayısıyla, iklim değişikliği ve psikoloji arasındaki bağ aynı zamanda politik katılımı ve çevre bilincini artıran bir dinamik oluşturuyor.

Sosyal Eşitsizlik ve İklim Göçü

Tüm bunların yanında, iklim değişikliğinin etkileri toplum içindeki eşitsizlikleri derinleştiriyor. IPCC raporları, iklimle ilişkili afetlerin göç ve yer değiştirme oranlarını arttırdığını gösteriyor. Kuraklık ve seller nedeniyle tarım topraklarını kaybeden topluluklar göç ediyor ve doğal afetlerin mali yükü genellikle düşük gelirli grupların üzerine kalıyor. WHO da yayınlarında, sosyoekonomik durumu iyi olmayan grupların iklim kaynaklı sağlık ve psikolojik sorunlarla daha fazla mücadele etmek zorunda kaldığını belirtiyor.

Bu gelişmeler, toplumsal dayanışma ve dayanışma ağlarının önemini arttırırken aynı zamanda iklim adaleti talebi, zengin ve fakir ülkeler arasındaki sorumluluk farkının altını çizerek küresel bir sosyal tartışmaya dönüşüyor.

Bir başka deyişle; iklim değişikliğinin sosyal etkileri yalnızca çevresel değil, ekonomik ve demografik olarak da geniş çaplı sonuçlar doğuruyor.

iklim değişimi iklim kaygısı kuraklık
Photo by Bernd 📷 Dittrich on Unsplash

Çevre Bilinci ve Sürdürülebilirlik

İklim kaygısı, kişisel yaşam tarzlarında değişiklik arayışına da neden oluyor. Artan çevresel kaygı, kişileri daha sürdürülebilir tüketim ve geri dönüşüm gibi alışkanlıklara yönlendirebiliyor.

Yürütülen bazı çalışmalar, iklim krizine dair endişe duyanların yeni yaşam tarzları edinerek karbon ayak izini küçülttüğünü gösteriyor ve bu bireysel değişimlerin, zamanla toplumsal bilincin yükselmesine katkı sağlayacağı düşünülüyor.

Örneğin; dünyanın dört bir yanında birçok kişi evsel enerji kullanımını düşürmek ve bisiklet gibi çevreci ulaşım araçlarına yönelmek gibi pratik adımlar atıyor. Yani iklim kaygısı, bireyleri pasif olmaktan çıkarıp daha bilinçli yaşam tercihlerine itiyor.

Ayrıca iklim kaygısı, yenilikçi çözümler için de bir itici güç oluyor. Birçok girişimci ve araştırmacı, eko-anksiyeteyi sürdürülebilir teknolojiler geliştirmek için motivasyon kaynağı olarak kullanıyor. Yenilenebilir enerjiye, yeşil enerji depolama çözümlerine ve sürdürülebilir tarım yöntemlerine yönelik yatırımlar büyük oranda iklim kaygısından doğan taleplerle artıyor.

Şirketler, karbon nötr hedeflerini yükseltiyor ve daha çevreci üretim modelleri benimsemeye başlıyor. Hatta moda, gıda ve turizm gibi sektörlerde de çevreye duyarlı ürün ve hizmetler yaygınlaşıyor.

Medyanın Etkisi

Medya, iklim krizi hakkında bilgi kaynağımız olmasının yanı sıra algılarımızı da şekillendiriyor. Araştırmalar, haber kanallarında sıkça felaket odaklı çerçevelerin kullanılmasının toplumda kronik kaygı yarattığını ortaya koyuyor. Özellikle sosyal medyada yer alan felaket senaryolarını izleyen kişilerde umutsuzluk duygusunun giderek daha fazla arttığı gözlemleniyor.

Uzmanlar, iklimle ilgili haber alırken güvenilir kaynakları tercih etmeyi öneriyor. Çünkü yanlış bilgiler kaygıyı daha da körükleyebiliyor. Bilim insanları, medyanın bilinçlendirme gücünü vurgularken, “sürekli kriz haberlerine maruz kalmanın psikolojik olarak zararlı olabileceği” konusunda da uyarıyor.

Bu noktada, medya kanallarının iklim kaygısını hem arttıran hem de olumlu yönde bilinç kazandırabilen mecralar olduğunu unutmamak gerekiyor.

iklim adaleti pankart
Photo by Markus Spiske on Unsplash

Araştırmalar ve İstatistikler

İklim kaygısının yaygınlığını ve etkilerini inceleyen bilimsel çalışmalar, yetişkinlerin de iklim değişikliğinin dünya üzerindeki etkisinden kaygı duyduğunu gösteriyor.

Dünya genelinde yapılan anketler, gençlerin çoğunun iklim değişikliğine dair endişe taşıdığını ve bu nedenle gelecek planlarında değişiklik yaptığını gösteriyor.

IPCC ve WHO raporları, milyonlarca insanın iklim krizi konusunda “hassas” kategoriye girdiğini ortaya koyuyor. IPCC’ye göre; 3.3–3.6 milyar insan iklim değişikliğine karşı yüksek düzeyde savunmasız durumda ve bu da, iklim kaygısının sadece bireysel bir duygu değil, küresel bir gerçeklik olduğunu ve toplum sağlığı üzerinde büyük bir önem taşıdığını gösteriyor.

İklim Kaygısıyla Baş Etmek

Uzmanlar, sürekli felaket haberlerini takip etmek yerine bilgi akışını dengelemenin zihinsel sağlığı koruduğunu belirtiyor. Ayrıca bireylerin dijital detoks yaparak sosyal medyadaki olumsuz içeriklerden uzaklaşmasının kaygıyı hafifletebileceğini ifade ediyorlar. Aynı şekilde çevreci bir topluluğa katılmanın veya gönüllü projelerde yer almanın, bireylerin çaresiz hissetmek yerine kolektif eylemin gücünü hissetmesini sağlayabileceğini vurguluyorlar.

Psikologlar, iklim kaygısının tamamen yok edilemeyeceğini, ancak dönüştürülebileceğini ve bu bağlamda, duygularla yüzleşip kabullenmeyi ve anlamlı eylemlere kanalize etmeyi öneriyorlar.

Bazı uzmanlarsa, iklim kaygısını bir umutsuzluk değil, eyleme çağrı olarak ele alıyor ve eko-anksiyeteyi yönetmenin en iyi yollarından birinin, bunu gezegenin geleceği için bir motivasyon kaynağına dönüştürmek olduğunu ifade ediyorlar. Her bireyin karbon ayak izini azaltmak, topluma liderlik etmek ya da çocuklara iklim bilinci aşılamak gibi atacağı bir adımın daha yaşanabilir bir gelecek inşa etmeye katkıda bulunacağını vurguluyorlar.

sea lion iklim değişimi
Photo by NOAA on Unsplash

Kapak Fotoğrafı: Photo by Markus Spiske on Unsplash

Bu içeriği beğendiniz mi? Bunun gibi daha fazla içerik üretebilmemiz için bize Patreon´da destek olun. 🙂
10layn.com Patreon button
Burcu Tur Yüksel Akay

Burcu Tur Yüksel Akay

Tüm yazıları

E-bültenimize kaydolun.