25 Kasım 2019

İbn-i Haldun: Kendi Semasında Tek Yıldız*

10layn

*Cemil Meriç, İbn-i Haldun’u ‘kendi semasında tek yıldız’ olarak nitelemiştir.

Herhangi bir zamanda, herhangi bir ülkede, herhangi bir zihin tarafından yaratılmış en büyük tarih felsefesinin sahibidir.

Tarihçi Arnold Joseph Toynbee, İbn-i Haldun için söylemiştir.

İsmi ve Lakapları

Hepimizin bildiği ismiyle İbn-i Haldun ya da tam ismiyle, Ebu Zeyd Abdurrahman bin Muhammed bin Haldun el Hadrami, 14. yüzyılın en önemli düşün insanlarından biriydi.

Mayıs 1332’de Tunus’ta doğdu ve Mart 1406’da hayatını kaybetti.

  • Künyesindeki Ebu Zeyd, büyük oğlu Zeyd’den,
  • Veliyüddin, Mısır’da Maliki Başkadılığı yaptığından,
  • Hadrami, ailesi Yemen’in Hadramut şehrinden olduğundan,
  • Tunusi (Tunisi), Tunus’ta doğduğundan,
  • Maliki, diğer mezheplere bağlı kadılardan ayrılması için,
  • Mağribi, yaşamının büyük kısmını Mağrip’te geçirdiğinden gelmektedir.

Devlet doğal olarak iktidardakileri zengin ve gösterişli yaşam sürmeye sürükler. İktidarda yaşam olanakları çoğalır, yaşam koşulları değişir. Egemenlerin dağıttıkları ücret ve ödüllere ilişkin giderleri artar. Zamanla gelirler, giderleri karşılayamaz olur.

et-Ta’rif

İbn-i Haldun’un yaşamı, kendisiyle ilgili en önemli kaynak olan otobiyografisinde detaylı olarak belgelenmiştir.

Et-Ta’rif, çok sayıda belge ve doküman içermesine rağmen düşünürün özel hayatına ve ailesinin geçmişine dair oldukça az bilgiyi barındırmaktadır.

İbn-i Haldun, et-Ta’rif’te kökeninin Yemenli Arap kabilelerinden Hadramut’a kadar uzandığından ve soyunun Vail bin Hacer’den geldiğinden bahseder. Ailesi Hz. Muhammed’in hayır duasını almış ve sahabe olarak İslami fethin başlarında Endülüs’e gitmiştir. İspanya Kralı Ferdinand Endülüs’ü ele geçirdikten sonra, 12. yüzyılda ise, Tunus’a göç etmişlerdir.

İbn-i Haldun’un soyu ve geçmişiyle ilgili tarihçiler kesin bir bilgi belirtmemekle birlikte, birbirinden farklı iddialar öne sürmüşlerdir.

İnsan nesebinden (soyundan) ziyade alışkanlıklarının çocuğudur.

İlk Eğitimi

İbn-i Haldun, ilk eğitimini Tunus’taki Hafsi sarayında vezir olan dedesinden ve kendini İslami ilimler ve edebiyata adayan babasından almıştır. Ardındansa ailesinin nüfuzu sayesinde, Tunus’taki en iyi öğretmenlerden eğitim alma şansına sahip olmuştur.

Kur’an-ı Kerim’i Arapçanın 7 lehçesinde okuyabilen Haldun, Arap dilbilimi, Arap edebiyatı, Hadis ve Fıkıh eğitimlerinin yanı sıra matematik, mantık ve felsefe eğitimleri de almıştır.

Bilesin ki, tarih, gerçekte dünyanın (…) doğal yapısında belirmiş durumlar demek olan insanların “toplumsal yaşamları” konusunda bilgi vermektir.

Tunus’tan Ayrılışı

İbn-i Haldun, eğitimini tamamladıktan sonra Hafsi Hanedanından Sultan Ebu İshak İbrahim II. El-Mustansır’ın yazmanlığını yaptı.

Ebu Hasan Tunus’u işgal ettikten sonra Fas’a taşındı. Burada İbn Tafragin’in kaleminde alamet katipliği yaptı.

Bu dönemde Ebu İnaniye Medresesinde yaşadı.

Hapse Girişi ve Fas’taki Yaşamı

O dönemde Merini Sultanı olan Ebu İnan Faris, İbn-i Haldun’u sultan fermanlarını yazma görevine getirdi. Ancak İbn-i Haldun’un ismi sultana karşı düzenlenen entrikalara karıştı. 25 yaşında hapse girdi ve Ebu İnan Faris’in ölümüne kadar 22 ay hapiste kaldı. 

Aynı dönemlerde sürgündeki amcası Ebu Salim ile anlaştı. Ebu Salim, Fas’ın yönetimini ele geçirdiğinde İbn-i Haldun’a sır katipliği ve hakimlik görevlerini verdi. Ancak Ebu Salim, Ömer ibn Abdullah tarafından devrilince görevleri elinden alındı.

Tüm engellemelere rağmen politikanın içinde yer almaktan vazgeçmedi. Gırnata’ya taşınarak burada elçi olarak görev yaptı ve başarılı anlaşmaların yapılmasını sağladı.

İnsanların toplumsal yaşamları zorunludur. (…) İnsanın besinini elde etmeye tek başına gücü yetmez. (…) Tahılı öğütüp un durumuna getirmesi, unu hamur yapması, hamuru pişirip ekmek yapması gerekir. Bu üç işten her biri için de kap-kacak, araç-gereç gerekli olur o insana. Ve söz konusu işler, birtakım zanaatlar olmadan sonuca ulaşmaz. Demirci gerekli olur, marangoz gerekli olur, çömlekçi gerekli olur. (…) Bütün bunların tümüne ya da bir bölümüne yalnızca bir kişinin gücünün yetebileceği düşünülemez. Öyleyse, insanın kendi türünden kişilerin güçlerini birleştirmeleri gerekir. (…) Öyleyse, toplumsal yaşam, insan türü için kaçınılmaz bir zorunluluktur. Toplumsal yaşam olmasaydı, varlıkları olmayacaktı insanların.

Gırnata’dan Ayrılışı

İbn-i Haldun’un Gırnata’dan ayrılışıyla ilgili farklı görüşler bulunmaktadır.

Bunlardan biri; dönemin veziriyle yaşadıkları görüş ayrılıkları ve çatışmalar sebebiyle sebebiyle Kuzey Afrika’ya geri gönderilmesidir. Bir diğeri ise, Vezir İbn Hatip ile iyi bir arkadaşlığı olması ve İbn Hatip’in dinsizlikle suçlanarak halk tarafından taşlanarak ya da boğularak öldürülmesidir.

Bu iki iddianın dışında başka görüşler bulunsa da kendisi, otobiyografisinde Gırnata’dan ayrılışına çok az değindiği için net bir bilgi edinilememiştir.

Kıtlık görülen yerlerde çok yemeye alışanlar, az yemeye alışanlardan çok fazla kayıp verirler. Onları öldüren, karşılaştıkları açlık değil, daha önce alışmış oldukları tokluktur.

Kuzey Afrika’ya Dönüşü

1300’lü yılların ikinci yarısında, Afrika’da siyasi dengeler hızlı bir şekilde değişiyordu. Bu dönemde kısa bir süre vezir olarak görev yapan İbn-i Haldun, politik zekası ve yetenekleri sayesinde çeşitli görevlere getirildi ardından tutsak edildi. Ve tutsaklığının sonrasında Tilimsan’a yeniden çağrılana kadar inzivaya çekilerek dini çalışmalar yaptı.

İbn-i Haldun, tarafını ve politik yönelimini sık sık değiştirmesine rağmen yaşamı boyunca yönetici sınıf tarafından aranan biri oldu.

Coğrafya kaderdir.

Ebu Abbas’ın Himayesindeki Dönemi

Görev yaptığı yerlerde tarih, din ve kültür alanlarında düşüncelerini de geliştiren ve çalışmalarına devam eden İbn-i Haldun, Ebu Abbas’ın tekrar Tunus’a egemen olmasıyla onun himayesine girdi ve kendisini çalışmalarına verdi.

Ebu Abbas, İbn-i Haldun’un sadakatine güvenmiyordu. Eserini tamamlayıp sultana sunduğunda ise, aralarındaki gerginlik daha da arttı. Çünkü İbn-i Haldun’un eseri, alışılmıştan farklı olarak sultana methiyeler içermiyordu.

Politik gerginliği geride bırakmak ve bu ortamdan uzaklaşmak için Hacca gideceğini belirterek sultandan izin alan İbn-i Haldun, Tunus’tan ayrıldı ve Mısır’a gitti. 

Mısır

Pek çok İslam ülkesinde çatışmalar, savaşlar ve saltanat kavgaları sürerken Mısır, o dönemde refah ve kültürel zenginlik içindeydi. 

Bu ortamdan etkilenen İbn-i Haldun, burada da politikadan uzak durmadı. Medrese ve camilerde eğitim vermesinin yanı sıra kadılık ve başkadılık gibi görevler yaptı. Çeşitli sebeplerle çok defa görevinden alındı ve yeniden atandı. 

Yaşamını Mısır’da tamamlayan İbn-i Haldun, burada yaşadığı dönemde Hacca gitti ve ilerleyen yıllarda, savaş döneminde elçilerden biri olarak Timur’la görüştü.

1401’de Kahire’ye döndükten sonra otobiyografisini tamamlamak için çalıştı. Aynı zamanda müderrislik ve kadılık yaptı. Altıncı kez Maliki Kadısı olarak atanışının ardından 17 Mart 1406’da yaşamı sona erdi ve Nasr Kapısı dışındaki Sufiyye Kabristanı’na defnedildi.

İnsan beyni değirmen taşına benzer. İçine yeni bir şeyler atmazsanız, kendi kendini öğütür durur.

Hakkında Kısa Kısa

  • Çeşitli yazar ve tarihçiler tarafından modern tarihçiliğin, siyaset biliminin ve sosyolojinin habercisi/öncüsü olarak gösterilmiştir.
  • İslam’ın en büyük tarih felsefecilerinden biri kabul edilmektedir.
  • Osmanlı İmparatorluğu döneminde, tanınmaya başladıktan sonra, pek çok tarihçinin İbn-i Haldun’dan etkilendiği gözlemlenmektedir.
  • Ona göre tarih, yaşanan olayları sıralayarak değil, gizli yönlerin değerlendirilmesi ve araştırılmasıyla yazılmalıdır. Uygarlıkların özellikleri ve zaman içindeki değişimleri ile sosyal olay ve olgular incelenmelidir. Bunun için de bilime gerek vardır.
  • Düşünceleri ve çalışmaları, yönetim bilimlerinin yanı sıra felsefe, iktisat ve sosyoloji gibi pek çok dalın gelişmesine katkı sağlamıştır.

Her akıl, gücünün yetmediği ve idrak edemediği şeyleri inkar eder.

BONUS

En Bilinen Eserleri

  • Kitabu’l-İber (Dünya Tarihi)
  • Mukaddime (En tanınan eseri, 7 ciltlik Kitabu’l-İber’in tamamına Giriş olarak yazılmıştır.)

Bir görüşe ve bir inanca bağlılık ve taraftarlık insanın ruhuna işledi mi, kendi isteğine uygun düşen haberleri işitir işitmez hemen kabul eder. Bu temayül ve taraftarlık insanın basiret gözünü örter, tenkit ve tetkikte bulunmasını engeller.

E-bültenimize kaydolun.