3 Ekim 2018

Halikarnas Balıkçısı: Denizin ve Ege’nin Sürgün Masalcısı

Cevat Şakir Kabaağaçlı ya da nam-ı diğer, Halikarnas Balıkçısı, çok sevdiği denizler gibi, zaman zaman dingin zaman zaman fırtınalı bir hayat yaşamıştır.

Yazarın, 1890’da Girit’te başlayan yaşamı 1973 yılında İzmir’de sona ermiştir.

‘Her şeyden önce erkekçe söylenişi var merhabanın. Üstelik anlamı da güzel: Rahat edin, benden size kötülük gelmez demektir. Sonra aklımızı işimizden ayırmamalıyız.

Bir şey daha var. Merhaba sözcüğü eski harflerle yazıldığı zaman yelkenliye benziyor. Belki bunun da etkisi var merhabayı sevmemde. Ayrıca merhaba bir ululama, bir yüceltme sözüdür.’

cevat şakir karikatürü

Bodrum’a duyduğu sevgi; deniz ve Ege güzellemeleriyle tanınan öykü, deneme ve roman yazarı Halikarnas Balıkçısı, Osmanlı’nın köklü ailelerinden olan Kabaağaçlızadeler’in altı çocuğundan biriydi.

Yokuş başına geldiğinde
Bodrum’u göreceksin,
Sanma ki sen
Geldiğin gibi gideceksin
Senden öncekiler de
Böyleydiler
Akıllarını hep Bodrum’da
Bırakıp gittiler…

Ailesinde pek çok sanatçının bulunması Kabaağaçlı’nın sanatla iç içe büyümesini sağlamıştır.

İlkokulu, babasının kurduğu Büyükada’daki ilk Türk okulunda okumaya başlamış sonrasında öğrenimine Robert Koleji’nde devam etmiştir. Mezuniyetinin ardından, istemese de, ailesi tarafından Oxford Üniversitesi’nde okumak üzere İngiltere’ye gönderilmiştir.

Çeviriler yapmaya ve karikatür çizmeye henüz lise yıllarında başlayan Kabaağaçlı, üniversitede Yeni Çağ Tarihi öğrenimi gömüştür.

İlk yazıları ise, İkdam’da yayımlanmıştır.

Mezun olduktan sonra İtalyan olan Agnesi Kafiera ile evlenmiş ve İtalya’ya taşınmıştır.

Roma Güzel Sanatlar Akademisi’nde resim eğitimi alan ve minyatür sanatıyla ilgilenen Kabaağaçlı, burada Latince ve İtalyanca da öğrenmiştir.

Türkiye’ye döndükten sonraysa karikatür, çizgi roman ve dergi kapakları çizmiş, öyküler yazmaya devam etmiştir.

Ülkeye eşi ve çocuğuyla dönen Cevat Şakir, Büyükada’da Şakir Paşa Konağı’nda yaşamaya başlamıştır.

Amcasının sorunlu bir şekilde sadrazamlıktan istifa etmesi ve babasının da abisine yapılan haksızlığa tepki göstererek mesleğini bırakmasından sonra, Büyükada’da yaşayan aile üyeleri, Afyon’da bulunan çiftliğe taşınma kararı almıştır.

cevat şakir karikatürü

Cevat Şakir’in Halikarnas Balıkçısı’na dönüşme hikayesi de Afyon’daki çiftlikte başlamıştır.

Şakir Paşa, Cevat Şakir ve Suat Afyon’daki çiftlikteyken baba oğul arasında yaşanan şiddetli anlaşmazlık Şakir Paşa’nın ölümüyle sonlanmıştır.

Cevat Şakir, 1911 yılında, babasını öldürme suçuyla tutuklanmış, idamla yargılanmış ve 14 yıla mahkum edilmiştir.

Cezasının 7. yılında vereme yakalanan Kabaağaçlı’nın kalan cezası bu sebeple affedilmiştir.

‘Gelelim öldüren geceye, eh canım münakaşa pek karışık konular üzerineydi. Ve pek şiddetliydi. Babam çiftlikte bir suikasttan korktuğu için yanında her zaman değişik silahlar bulundururdu evvela zengin bir adam, sonra asker…  Münakaşa öyle büyük bir yere vardı ki üzerime ateş etti. Ben rastgele oradaki bir tabancayı alarak -ama onun elinin tabancaya gidişini yüzünden okudum- ona doğru nişan almadan rastgele ateş ettim. İlkin onunki hemen sonra benimki. Aynı zamanda gibi bir şey. Bu münakaşa götürmez yoksa ölen ben olurdum. Hayır o öldü! Ben de ölümden beter mahvoldum! O kurtuldu. Korkunç bir acı duydum ama vicdan azabı duymadım. Ondan daha korkunç bir şey oldu. Kendi kendime olan güvenimi kaybettim. Yani kendimi o gün bu gün yalan sayıyorum. Beni methettikleri zaman kızarım.’

Tahliyesinin ardından pek çok takma isimle yeniden yazmaya ve çizmeye başlayan Cevat Şakir, Zekeriya ve Sabiha Sertel çiftinin çıkardığı Resimli Ay ve Resimli Hafta; Sedat Simavi’nin çıkardığı İnci ve Kirpi dergilerine kapaklar çizmiş, yazılar yazmış; karikatür, resim ve süslemeler yapmıştır.

13 Nisan 1925 günü Resimli Ay’da yayımlanan, Hapishanede İdama Mahkum Olanlar Bile Bile Asılmaya Nasıl Giderler isimli öyküsü sebebiyle Cevat Şakir ve Zekeriya Sertel hakkında ‘halkı askerlikten soğutma ve seferberlik aleyhinde bulunma’ gerekçesiyle soruşturma açılmıştır.

İkili 24 Nisan 1925’te gözaltına alınıp tutuklanmıştır.

İstiklal Mahkemesi’nde idam istemiyle yargılanan ikiliden Cevat Şakir’in cezası, 3 yıl Bodrum’a sürgün olmuştur.

Bu sürgünle birlikte, Cevat Şakir Kabaağaçlı, Halikarnas Balıkçısı’na dönüşmüştür.

Bodrum’un adı fenaydı, bodrum sözü insana zaten bir yapının karanlık alt katı anlamını veriyordu. Belki de kalenin zindanıydı gideceğim yer. Sultan Hamit zamanında tehlikeli siyasal mahkumlar o zindanlara kapatılırlarmış çürüsünler diye. Gerçi tarihin babası Herodot’un oralı olduğunu biliyordum ama benim bildiğim bir sürü medeniyeti kucaklamış Halikarnasos’un yerinde yeller esiyor olması lazımdı. Çok tuhaftır ben Herodot’un şehrine gidiyordum. Mehmet Zekeriya da Diyojen‘in şehri Sinop‘a gidiyordu.’

Bodrum’da geçen bir buçuk yılın ardından İstiklal Mahkemesi, cezasının kalanını İstanbul’da geçirmesine karar vermiştir. Kabaağaçlı, Büyükada’da bir buçuk sene geçirdikten sonra eşi ve çocuklarıyla birlikte Bodrum’a geri dönmüştür.

Ancak, onay için karakola gittiğinde cezasının bir buçuk yıl önce bittiğini öğrenmiştir.

‘İnsan kaybedişin böylesine yanmaz da neye yanar? Neyse, hayatımda pek kazanmadım ki, kazanmasını öğreneyim. Amma kaybetmesini, hem de şahane kaybetmesini öyle öğrendim ki, en zengin kazanışlara taş çıkartan bir ferahlık ve gönül açıklığıyla, gülerek kaybederim.’

Halikarnas Balıkçısı olarak hikaye ve romanlarını yazmaya devam eden yazar, gazeteciliği de bırakmamış Anadolu, Tan ve Cumhuriyet Gazetelerinde yazılar yazmıştır.

Bu süreçte yazıları için resimler çizmiş, tezhip ve minyatür de yapmıştır.

Aynı zamanda tercümanlık ve rehberliğe de devam etmiştir. Bildiği İngilizce, İtalyanca ve Latinceye ek olarak Yunanca, Arapça, Farsça, Fransızca, Almanca ve İspanyolca da öğrenmiştir.

Rehberlik yaptığı Belçika Turizm Bakanı, Halikarnas Balıkçısı’nı Çağdaş Homeros ismiyle anmış; Nazım Hikmet, hepimizden büyük şair, ifadesini kullanmıştır.

agata burina burinata

Cevat Şakir ve ailesi, çocukların büyümesi ve Bodrum’da okul bulunmaması sebebiyle 1945 yılında, istemeyerek de olsa İzmir’e taşınmıştır.

Burada Anadolu ve Demokrat İzmir’de yazmaya ve turist rehberliği yapmaya devam etmiştir.

BONUS I

Halikarnas Balıkçısı’nın Vasiyeti

‘Bodrum’a gömülmek istiyorum. Bittabi orayı çok severim. Mindos Kapısı tarafında bir yere gömsünler beni, yanımda Hatice’ye de bir yer ayırsınlar. Sakın mermer, beton filan istemem ha. Bir taş bulun, uzunca bir taş, yazısız. Onu dikin mezarımın başına. Falanca oğlu filancaymış da şu tarihte doğup, şu tarihte ölmüşüm. Katiyen yazı istemiyorum, basit bir taş. Eh benim tekne su almaya başladı. Şatafatı da sevmem, tepelere, deniz gören yerlere gömülmem şart değil. Nasıl olsa yattığım yerden denizi seyredemem, denizi ruhumda yaşatıyor, gönül gözüyle her zaman görüyorum. Suat, sık sık ziyaret edebilmeleri için İzmir’e gömmek istediklerini söylüyor. İstemem yahu. Bodrum’u severim bilirsin. Beni ziyaret için çocuklar ara sıra da olsa gezmiş, hava almış olurlar. Zaten ben saygı duruşu isteyecek değilim ya. Balıkçıya bir merhaba yaraşır.’

Ölümünün ardından Türbetepe’ye gömülmüş ve başına büyük bir kaya koyulmuştur.

BONUS II

Kısa Kısa

  • Halikarnas Balıkçısı’na Kültür Bakanlığı tarafından 1971 Devlet Kültür Armağanı verilmiştir.
  • Türkiye’nin ilk resmi rehberi unvanını İzmir’deyken almıştır.
  • Ülkemizde dergi kapaklarına renkli resimler basılması tekniğini uygulayan ilk kişidir.
  • Eski Yunan kültürünün Anadolu’nun Ege kıyılarında doğduğu düşüncesiyle bu kültürü de kendi kültürümüz olarak benimsememiz gerektiğini savunmuş ve Mavi Hümanizma isimli hareketi başlatmıştır.

Yorumlar

E-bültenimize kaydolun.