6 Şubat 2022

Fevzi Demir’in Kaleme Aldığı ‘Bulaşıcı Salaklık Epidemiyolojisine Giriş’ Kitabından 10 Alıntı

Leyla Belma Gazi

Mizah alaydan farklıdır. Alay edildiği zaman insan başkalarına güler. Mizah söz konusu olduğunda, insan başkalarıyla birlikte güler. Alay, gerilim ve çatışmalar doğurur. Mizah, ölçüsünde ve doğru zamanda kullanılırsa […] gerilimleri ortadan kaldırmak, son derece üzücü durumları çözmek, insan ilişkilerini ve bağıntılarını kolaylaştırmak için mükemmel ilaçtır. Kesin kanım şudur ki; ne zaman mizah yapma fırsatı çıkarsa bu fırsatın kaçmamasına çalışmak toplumsal bir görevdir.”

Carlo M. Cipolla

Saldırgan ya da korkutucu olmadan kurulu düzeni sarsan minicik bir devrimdir mizah; erdeme karşı da olsa geçici bir başkaldırı; amacı, insanı alçaltmak değil, zaten alçalmış olduğunu ona anımsatmaktır.”

George Orwell

Salaklığı kısaca tanımlamak, iyi bir şey olmadığı konusunda hemen herkesin hemfikir olduğu bu kötülüğün bulaşıcı yönlerinden biridir. Tanımın berraklığı ve kesinliğinin çekiciliği bu hastalığı bize bulaştıran en önemli etkenlerin başında gelmektedir.

Bulaşıcı salaklık, zihinsel işlevlerde bozulmaya yol açan, hastanın ve hasta grubunun doğal ve kültürel çevre içinde yaşamını sürdürme ve geliştirme yeteneğinin azalması ve/veya yitimiyle de sonuçlanabilen, kültürel temas yoluyla bulaşan, memetik kaynaklı ilerleyici bir zihin hastalığıdır.

Bu hastalığın tanımı ve adı konusunda görüş birliği yoktur. Akademik çevrelerde understander, graspit, mindroutia, idiocity, silliness, obstuseness ve stupidity gibi terimler sıklıkla kullanılmaktadır. Halk arasında yaygınlıkla; idrak yolları enfeksiyonu, beyin kabızı, algıda mallık, beyin iç göçü ve faşist gibi isimlendirmeler mevcuttur.

… eylemleri ile kendine zarar verdikleri halde başkalarına fayda sağlayanlar saf, kendilerine fayda sağlayan ama arada başkalarına zarar veren haydut, hem kendilerine hem de başkalarına fayda sağlayanlar zeki ve kendisine hiçbir yarar sağlamadan hatta bazen zarara uğrayarak başkalarına illa ki zarar verenler salak olarak adlandırılmaktadır.

Gelişmiş veya geri kalmış ülkelerdeki fark, salak oranında değildir. Her iki ülkeler grubunda da yeterince ve eşit oranda salak bulunmaktadır. Aradaki tek fark geri kalmış ülkelerde toplumun salak üyelerine öbür üyeler tarafından daha etkin olma hakkının tanınmış olmasıdır.

Kültürel ortamlara mahsus olan bu hastalığın fiziki coğrafya ile doğrudan bir bağlantısı tespit edilememiştir. Bu nedenle fizikiden ziyade beşeri durumları gösteren bir epidemiyolojik harita daha yararlı olmaktadır. Flora ve fauna bu hastalık üzerinde doğrudan etkili değildir. Örneğin; öküzlerin ve angutların sayısı ile bu hastalık arasında bir korelasyon gözlemlenmemektedir. Bu hastalık hayvanlara değil, insanlara özgüdür. İnsanlığın kendi hayatını ve kendi cinsini tehlikeye atmasındaki salaklık, hayvanla insan arasındaki farkı ortaya koymaktadır. Hayvanlar güçlerini öylesine kontrollü kullanırlar ki; bundan dolayı kendilerine bir zarar gelmez. Buna karşılık insan doğarken attığı çığlıklarla vahşi hayvanların dikkatini çeken tek salak yaratıktır.

Diğer yandan herhangi bir içten yanmalı motor örneğinde olduğu gibi, sistemin sağlıklı bir şekilde çalışması, ancak pistonların inisiyatiflerinin yok edilmesiyle mümkün olabilmektedir. Çünkü piston kendi iradesi ile hareke etmeyecek şekilde tasarlanmıştır. Bu illetten mustarip olanları; motoru planlayanların bütün hayatlarını yönlendirdiği çaresiz pistonlar olarak düşünmek mümkündür. Davranışları önceden kestirilemeyen biri özgür değildir. Salak, başkalarının hazırladığı ve belirlediği bir programa uyandır.

Kitle kültürü içinde cilalı imaj ürünleri biçiminden sunulan bu salaklık virüsünün evlerimize kadar bulaşması aslında fikir transfüzyonu aletleriyle mümkün olmaktadır. Kan ürünlerinin hastaya verilmeden önce viral ve mikrobiyal açıdan incelenmesi yasal bir sorunluluk iken fikir ürünlerinin nakline yönelik bir yasal düzenleme ne yazık ki hala bulunmamaktadır. Günümüzde bu hastalık büyük ölçüde televizyon ve matbuat ve biraz da internet üzerinden taşınmaktadır.

Artık boş zaman, eskiden olduğu gibi özgürlük, kendiliğindenlik ve istemli tercihlerin alanı değil, daha çok tüketme ayini içinde geçirilen bir yaşam alanıdır. Dolu zamanlarında kapitalist sistem için üretim yapan birey, boş zamanlarında kapitalist sistem tarafından düzenlenen büyük ve albenili alışveriş merkezlerinde aslında ihtiyacı olmayan ürünleri, göstergeleri, markaları ve imgeleri satın alarak mutlu olacağını sanmakta ve hatta buna kesinlikle inanmaktadır. Çünkü artık boş zaman kullanılmak için satın alınan bir zamandır.

Fikirsizlik veya kesin fikirlilik konusunda, tipik salağın iki versiyonu mevcuttur. Birincisi, hiçbir konu hakkında fikri olmayanlar, ikincisi ise her konu hakkında bir (1) fikri bulunanlardır. İkincileri daha tehlikelidir. Hiçbir fikrinin olmaması da, her konuda bir fikrinin olması da, sabit fikirliliğe delalet etmektedir. Çünkü düşünebilen, sağlıklı birey, sabit bir noktaya takılmayacak ve daima kendi düşüncesini aşmaya çalışacak kadar bilince ve özgürlüğe sahiptir. Sağlıklı birey fikirlerini değiştirerek yanlışlarını düzeltebilme olanağına sahip iken, salak yanlış fikirleriyle birlikte ölebilmekte ve öldür(ül)ebilmektedir.

Tipik bir faşist, tipik bir uzman gibi konuyu/sorunu kesinlikle bildiğine inanmaktadır. Bu birey birlik ve beraberliğe her zamankinden daha çok muhtaç olduğumuz bir zamanda yaşadığını düşünmektedir. Kendine ve ait olduğu grubun varlığına yönelik şiddetli bir tehlike algılamaktadır. Mağduriyet duygusu, ezici ve demokratik yollarla çözülemeyecek bir krizin içinde olduğu inancı yaygındır. İç ve dış düşmanlarla kuşatılmış olduğuna inanmaktadır. Bu düşmanlarla herhangi bir yasal ya da ahlaki sınırlama olmaksızın savaşılması gerektiğini düşünmektedir.

Bu içeriği beğendiniz mi? Bunun gibi daha fazla içerik üretebilmemiz için bize Patreon´da destek olun. 🙂
10layn.com Patreon button
Leyla Belma Gazi

Leyla Belma Gazi

Tüm yazıları

E-bültenimize kaydolun.