11 Mart 2019

Sait Faik Abasıyanık: Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey.*

Sait Faik Abasıyanık, 1906 yılının Kasım ayında, Adapazarı’nda doğdu.

1910 ile 1913 yılları arasında, babasının tayini sebebiyle, ailesiyle birlikte Karamürsel’de yaşadı ve 1913’de, aile yeniden Adapazarı’na döndü.

Burada ilkokula başlayan Sait Faik, 1920-22 Yunan işgali sırasında ailesiyle birlikte önce Düzce’ye, ardından Bolu’ya ve son olarak Hendek’e gitti.

1922’de, Adapazarı’na döndükten sonra Adapazarı İdadisinde ara verdiği öğrenimini sürdürdü.

1924 yılına gelindiğinde ise, aile İstanbul’a göç etti.

Lise öğrenimine İstanbul Erkek Lisesi’nde başlayan Sait Faik, bir öğretmenlerine yaptıkları şaka sebebiyle sınıf arkadaşlarıyla birlikte okuldan atıldı ve öğrenimini Bursa Erkek Lisesi’nde tamamladı.

Liseden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde lisans öğrenimine başladı. Burada iki yıl okuduktan sonra öğrenimini yarıda bırakarak Ekonomi okumak için İsviçre’ye gitti.

Sait Faik’i yapıda ve özde modern hikayeciliğimizin babası sayıyorum. Sait, bence Türkçe’nin dar hudutlarını zorlamış, ilk defa doğru dürüst, gerçek anlamıyla Türkçe yazmış ilk Türk yazardır. Sait’ten önce hiçbir yazarımızda bütün nüanslarıyla sıcaklığı, açıklığıyla Türkçe yoktur. Kalıplaşmış bir Türkçe vardır. Gerçek Türkçesiyle birlikte, hikayelerinde anlattığı, bir düş içinde görünen insanları da gerçektir. Düş dünyası Sait’in gerçekliğinin üstüne çekilmiş bir cila gibidir. Sait her yönüyle halktandı.

Bıraktığı on üç eseri aşkla, sevgiyle, tonla dolu bir destandır. Bir büyük şehrin, fakir, emeklerinin karşılığını alamayan iyi insanlarının destanıdır.

Yaşar Kemal

Sait Faik’in ilk öyküsü, 1926’da, edebiyat dersinin ödevi olarak yazdığı İpekli Mendil’dir.

Yayımlanan ilk yazısı, 1929 yılında Milliyet gazetesinde çıkan Uçurtmalar’dır.

Yayımlanan ilk kitabı ise, 1936’da okuyucuyla buluşan Semaver’dir.

Ekonomi öğrenimi görmek için Lozan’a giden Sait Faik, oradan Fransa’ya geçti ve birkaç yıl Fransa, Grenoble’de yaşadı.

Buradaki düzensiz yaşamı sebebiyle babası tarafından çağrıldı ve öğrenimini bırakarak İstanbul’a döndü. 

1935-1936 öğretim döneminde Halıcıoğlu Ermeni Yetim Okulu’nda Türkçe öğretmenliği yapmaya başlamışsa da öğrenciler üzerinde hakimiyet kuramaması sebebiyle çıkan bir tartışmanın ardından işten ayrıldı.

Kısa bir süre babasının teşvikiyle başladığı ticaret işini yürüttü, ancak başarılı olamadı.

İyi adam pişman olan adamdır.

Kayıp Aranıyor

Abasıyanık’ın, 1930’lu yılların ortasından 1940’a kadar Varlık, Ağaç, Uyanış, Ses ve Servet-i Fünun gibi çeşitli dergilerde yayımlanan hikayeleri ile ismi edebiyat dünyasında duyulmaya başladı.

Hani bazı çocuklar ısrarla bir fena hareketi yapmadıklarını iddia ederler. Hakikatten de yapmamışlardır. Ama yapmış gibi halleri de vardır. Yapmamış insanların tabiliğini bir türlü alamazlar. İşte ben o çocuklardan biri gibiyim.

Mahalle Kahvesi

1939 ve 1940 yıllarında, sırasıyla Sarnıç ve Şahmerdan kitapları Çığır Kitabevi tarafından yayımlandı.

Şahmerdan kitabında yer alan, ilk kez 1937’de Kurun’da ve ardından 1940’da Varlık’ta yayımlanan Çelme öyküsü sebebiyle Askeri Mahkeme’de yargılandı.

Suçu, insanları askerlikten soğutmaktı. Görülen dava sonucunda beraat etmiş olsa da bir süre yazın hayatına ara verdi.

1940 ile 1948 yılları arasında, yazarın az sayıda öyküsü Yürüyüş, Büyük Doğu ve İnkılapçı Gençlik gibi dergilerde yayımlandı.

1942 yılında, bir ay kadar Haber-Akşam Postası gazetesi için mahkeme muhabirliği yapan Abasıyanık, bu süreçte 28 mahkeme röportajı yazdı. 

Bu yazılar 1956 yılında, Varlık Yayınları tarafından Mahkeme İsmiyle kitaplaştırıldı.

Her kulübemsi insan bir saraydır.

Sarnıç

Yazarın sağlık sorunlarıyla ilgili teşhis, 1948 yılında kesinleşmiştir: Siroz.

Doktor kontrolünde olmasına rağmen hastalığının ilerlemesi üzerine Sait Faik, 1951’de Fransa’ya gittiyse de hastanede yatması gerektiğini öğrenince geri dönmüştür.

1953 yılında, yeniden Paris’e gitmek üzere pasaport alsa da yola çıkamamış ve 12 Mayıs 1954 tarihinde aramızdan ayrılmıştır.

Yazı yazmak için bana çiçek, kuş hürriyeti değil, içimdeki aşkın, deliliğin, oturmaz düşüncenin hürriyeti lazım.

Son Kuşlar

1955 yılından itibaren her yıl, yazarın anısına, bir öykü yazarına Türk edebiyat dünyasının en büyük ödüllerinden biri olan Sait Faik Abasıyanık Hikaye Armağanı verilmektedir.

1955 yılında, annesi Makbule Abasıyanık tarafından kurulan bu ödül, 1964 yılından itibaren Darüşşafaka Cemiyeti tarafından sürdürülmüştür. 2012 yılından itibarense, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları iş birliğinde devam ettirilmektedir.

1953 yılında, Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan Mark Twain Derneği, çağdaş edebiyata yaptığı katkılardan dolayı Sait Faik’e onur üyeliği verdi.

Ülkemizde daha önce bu ödülü alan kişi ise, Mustafa Kemal Atatürk’tü.

Nereden gelirse gelsin dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, hayvandan, ottan, böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin!… Bir hişt hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları…

Hişt Hişt Öyküsü

Sait Faik Edebiyatı

Sait Faik’in hikayeleri genellikle üç dönemde incelenir.

Birinci dönem, yazarın ilk hikayelerinden yeniden yazın hayatına döndüğü 1948’e kadar devam eder.

  • Bu dönemde yazdığı tüm hikayelerinde insan sevgisi teması açıkça görülür.
  • Eserlerindeki karakterler sıradan, küçük insanlardır ve Sait Faik, bu insanların siyaset ve ekonomiden uzak mutlu dünyasını kaleme almıştır.
  • Abasıyanık, bu dönemde ağırlıklı olarak emekçileri yüceltmiş, zenginleri ise eleştirmiştir.

Yazarın ikinci dönemi, 1948’de yayımlanan Lüzumsuz Adam kitabıyla başlar ve 1952’de yayımlanan Son Kuşlar’a kadar devam eder.

  • Yazar bu dönemde hikayelerini ‘özgür hikaye’ anlayışıyla kaleme almıştır. Klasik cümle yapısı yerine daha fazla devrik cümle kullanmaya; günlük konuşma dilinden ve argodan faydalanmaya başlamıştır.
  • Hikayelerinin zamanını, geçmiş zamandan bugüne taşımıştır.
  • Seçtiği temalar ise, insan sevgisinden uzaklaşmış umutsuzluğa, boş vermişliğe ve insan korkusuna dönüşmüştür.
  • Ayrıca, kullandığı dil ilk öykülerine kıyasla daha şiirseldir.

Yazarın üçüncü ve son dönemi, Alemdağ’da Var Bir Yılan kitabıyla başlar ve bu dönemde gerçekçi yazar kimliğinden sürrealist yazar kimliğine geçtiği kabul edilir.

  • Bu dönemde yeni biçimler denemiş, ele aldığı konulara başka açılardan bakmaya çalışmıştır. Daha önce üstü kapalı anlattığı duygu ve durumları ise daha açık aktarmaya başlamıştır.

Sait Faik, öykülerinin yanı sıra Medarı Maişet Motoru ve Kayıp Aranıyor isimli iki roman ve Şimdi Sevişme Vakti isimli bir şiir kitabı yazmıştır. Bunların yanı sıra yazarın, oyun yazarlığı denemeleri ve çok sayıda çevirisi de bulunmaktadır.

Sokak başlarında sazımı çalsam
Anlatsam şu kiraz mevsiminin
Para kazanmak mevsimi değil
Sevişme vakti olduğunu…

Şimdi Sevişme Vakti

BONUS

Sait Faik Abasıyanık Müzesi

Yazarın eşyalarının, fotoğraflarının, mektuplarının ve diğer pek çok hatırasının bulunduğu Burgazada’daki evi, 22 Ağustos 1959 tarihinde müze olarak ziyarete açılmıştır.

1964 yılından itibaren Darüşşafaka Cemiyeti’nin sorumluluğunda ziyaretçilere ev sahipliği yapmaya devam müze, Sait Faik’in vasiyeti doğrultusunda ücretsiz olarak hizmet vermektedir.

Müzenin web sitesine buradan ulaşabilirsiniz.

*Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor.

Alemdağ’da Var Bir Yılan

E-bültenimize kaydolun.