26 Haziran 2020

Kertenkelenin ‘The Doors’ Krallığı

Gülce Aytekin

‘Ben şarkı söylemem, bağırırım’, diyen Jim Morrison, nasıl oluyor da bu kadar büyük bir kitleyi, tarihin o sayfasında tamamen raydan çıkarabiliyor? Bunu tam olarak anlayabilmek için, grubun çıktığı döneme ve kuruluş hikayesine değinmeliyiz. Özellikle benim gibi, çok küçük yaşta The Doors ve Jim Morrison etkisine girip, her bir şarkıyı defalarda dinlemiş ve kendini aramaya belki bu şiirsel sözler ile başlamış olanlar için nostalji niteliğinde; grupla henüz tanışmamış olanlar içinse, güzel bir giriş olacağını düşündüğüm detaylarla devam edeceğiz.

the doors

The Doors’un Kuruluşu

The Doors, 1965 yazında, aynı okulun sinema bölümünden yeni mezun olan Ray Manzarek ile Jim Morrison’un Los Angeles plajında şans eseri karşılaşmaları ve Morrison’un Manzarek’e o sırada okuduğu Moonlight Drive parçası ile atılmıştır. Manzarek daha sonra, o dizelerin hayatında duyduğu en iyi dizeler olduğunu belirtmiştir. 

Manzarek tarafından dahil edilen Robby Krieger (gitar) ve John Densmore (davul) ile grup kurulmuştur. Bu dört kişilik kadro, Morrison’un ölümüne kadar, toplam 6 yıl varlığını sürdürmüştür.

Jim Morrison da 27’ler Kulübü‘ne (Club27) katılarak, seks ve ölüm saplantılarıyla ve kocaman belirsiz bir gelecekle, kaldığı otelin küvetinde ölü bulunmuştur. Şarkıları, geçen yarım yüzyıldan sonra bile, hala zamansızlığını ve coşkusunu korumaktadır.

Ray Manzarek, 2012
Ray Manzarek, 2012

Kertenkele Kral

Jim Morrison’un kendisine kertenkele kral demesinin altında yatanın, kertenkelelerin ekosistemdeki tek bağımsız canlı olduğunu düşünmesi ve aynı onlar gibi yok olduğunda ekosistemde bir şeyin değişmeyeceğine inanması olduğu düşünülmektedir. Derisini, yani varlığını değiştirmeye olan özlemini de yine bu düşüncenin altında yatan sebepler olduğunu varsayabiliriz.

Morrison; bilinen ile bilinmeyen arasında bir kapı olma ve ulaşabildiği herkesin algı kapılarını, şiirleriyle sonsuzluğa ulaştırma isteğinde Aldous Huxley’in The Doors of Perception (Algı Kapıları) kitabından esinlenmiştir. Nitekim, grubun ismi de kitaba bir atıftır.

The Doors, kurulduğu günden bugüne, dinleyenleri o kapıların içinden geçirmiş ve şiir-caz ikilisini Rock’n’Roll ile birleştirip müziği, romantizm ile ölü yakma ateşi arasındaki gelgitlerle ölümsüzleştirmiştir. 

Jim Morrison, 1969
Jim Morrison, 1969

People Are Strange

Farklı ve tuhaf kavramlarını sorguladığımız o anlarda bizi sarıp sarmalayan şarkı, dünyaya farklı pencerelerden bakmamızı sağlarken varoluş sancısının hüznünü de barındırır.

Türkçe çevirisiyle;

Tuhafsan,
Yağmur ortaya çıkartır yüzleri,
Tuhafsan,
Kimse hatırlamaz ismini.


Light My Fire 

The Doors’u keşfetmeye başlamak için gerekli kıvılcıma sahip, müziğin ve sözlerin akışında yüzmeye başlayıp daha derine gidebilmek için güzel bir başlangıçtır. 

1967 yazını, aşk yazı yapan şarkıdır. Bu özellikleri sebebiyle hala grubun en popüler şarkılarından biridir. Aşk ve ölüm arasındaki ince çizgide, baştan çıkarıcı bir The Doors parçasıdır. Dinlediğinde nereye gitmek istiyorsan, ruhunu o an oraya götürebilir. 

Biliyorsun bu doğru olmazdı,
Biliyorsun yalan söylemiş olacaktım,
Deseydim ki sana,
Sevgilim, yükselemeyiz daha fazla.

Hadi gel bebeğim, ateşimi körükle,
Hadi gel bebeğim, ateşimi körükle,
Tüm geceyi ateşe vermeyi dene.

When The Music’s Over

When The Music’s Over, 10 dakika 55 saniye uzunluğuyla, meditatif bir müzik şöleni kabul edilebilir.

Dans et alevlerin üstünde
Çünkü müzik özel bir dostun.
Tek dostun senin müzik,
Sonuna kadar,
Sonuna kadar,
Sonuna kadar.

hollywood, the doors

Love Me Two Times

Vietnam’a giden askerler için yazılmıştır. Gitmek zorunda olup, geride bırakılan insanlara yakarıştır aynı zamanda. 

İki kere seviş benimle, bebeğim,
Bugün iki kez,
İki kere seviş, kızım,
Uzaklara gidiyorum.

The End

The Doors’u, Jim Morrison’un doğaçlama olarak eklediği Oedipus Kompleksi ile ilgili bölüm sebebiyle çaldıkları kulüpten kovduran şarkıdır. Morrison, şarkının kendi mantrası olduğunu söylemektedir ve şarkıda, anne ve babasına ağır küfürler etmektedir. Grubun karanlık taraflarını açığa çıkarır.

Sonuna geldik güzel arkadaşım,
Bu son, tek arkadaşım,
Son.
Seni rahat bırakmak acı veriyor,
Ama sen de benimle gelmeyeceksin ki,
Kahkahalı ve beyaz yalanların sonu,
Ve ölmeye uğraştığımız gecelerin sonuna,
Sonuna geldik.

Roadhouse Blues

‘Gelecek belirsiz ve son hep çok yakında’, dizesiyle yolda oluşlara ve yolda kurulan hayallere eşlik eden vazgeçilmez parçalardan biri olmuştur. Enerjisiyle ve Blues tınılarıyla dans etme isteğini de üst seviyelere çıkarabilir.

Ayırma gözlerini yoldan,
Ayırma ellerini direksiyondan.
Ayırma gözlerini yoldan,
Ellerin direksiyonda.
Evet, han’a gidiyoruz,
Gerçekten iyi vakit geçireceğiz.

Break on Through 

Grubun öne çıkmayan bir şarkısıdır. Ancak hem sözleri ile hem de Jim Morrison’un büyüleyici sesiyle yaptığı yakarış ile birçok duyguyu aynı anda yaşatabilir.

Kollarında bir ada buldum,
Gözlerinde bir ülke,
Zincirleyen kollar,
Yalan söyleyen gözler.
Diğer tarafa kirişi kır,
Diğer tarafa kirişi kır,
Diğer tarafa kirişi kır.

BONUS

  • Sözleriyle içinizi ısıtacak yüksek enerjili bazı The Doors parçaları: Alabama Song, The Crystal Ship, Love Street, Touch Me, Hello, I Love You, Soul Kitchen, Spanish Caravan, Waiting For The Sun, My Wild Love.
  • Grubu daha yakından tanımak isteyenler, Oliver Stone’un yönettiği The Doors filmini ve Tom Dicillo tarafından yönetilen When You’re Strange belgeselini izleyebilirler. Belgesel Johnny Depp tarafından seslendirilmiştir.
  • Jim Morrison’un yaşadığı 6 yıllık dönemde yayınlanan albümler: The Doors (1967), Strange Days (1967), Waiting For The Sun (1968), The Soft Parade (1969), Morrison Hotel (1970), LA Woman (1971)
  • Grubun ilk albümü olan The Doors altı günde kaydedilmiştir.
  • Jim Morrison dört yaşında ailesiyle arabada ilerlerken yolda karşılaştıkları bir kaza mahallinde gördüğü ölü bir kızılderilinin ruhunu ele geçirdiğini söylemektedir, ancak babası tüm bunların Jim’in hayal ürünü olduğunu açıklamıştır.
  • Jim Morrison çok farklı tarzlarda kitapları çok küçük yaşında okumuştu ve tanınmamış kitapları okumaya başlamıştı. Öğretmenleri okuduğu kitapların varlığına inanmayıp, kütüphanede araştırmalar yaparak var olduklarını anlamışlardı.

Kaybolmuş cenneti arayan bir adam, diğer dünyayı hiç düşlememiş birine aptal gözükebilir.

Jim Morrison

Gülce Aytekin

Tüm yazıları

E-bültenimize kaydolun.