Günümüzde sosyal izolasyon, özellikle gençler arasında giderek daha görünür hale gelen küresel bir olguya dönüşmüştür. Dijital teknolojilerin yaygınlaşması, iş gücü piyasalarındaki değişimler, ekonomik belirsizlikler ve aile yapısındaki dönüşümler, genç yetişkinlerin toplumla kurduğu ilişkiyi önemli ölçüde değiştirmiştir.
Bu bağlamda iki kavram giderek daha fazla öne çıkmaktadır: Japonya’da tanımlanan Hikikomori ve son yıllarda Türkiye’de sıkça kullanılan “Ev Genci”.
Medyada ve sosyal medyada bu iki ifade zaman zaman eş anlamlıymış gibi kullanılsa da bilimsel araştırmalar, aslında farklı toplumsal gerçeklikleri ifade ettiklerini ortaya koymaktadır. Her iki gruptaki bireyler de uzun süre evde vakit geçiriyor olsa da, bu durumun nedenleri, toplumla kurdukları ilişki ve ihtiyaç duydukları çözümlerin çoğu zaman birbirinden oldukça farklı olduğu görülmektedir.
Bu yazımızda Hikikomori ve Ev Genci kavramlarını daha doğru anlayabilmek için inceledik.

Hikikomori Nedir?
Hikikomori kavramı 1990’lı yıllarda Japonya’da ortaya çıkmıştır. Kavram, ”geri çekilmek” veya “kendini toplumdan soyutlamak” anlamlarına gelmektedir. Kavramın uluslararası alanda tanınmasını sağlayan psikiyatrist Tamaki Saitō, hikikomoriyi en az altı ay boyunca okuldan, iş yaşamından ve yüz yüze sosyal ilişkilerden büyük ölçüde uzaklaşarak kişinin neredeyse tamamen evine çekildiği bir sosyal geri çekilme durumu olarak tanımlamıştır.
Burada önemli bir nokta bulunmaktadır. Hikikomori, tek başına resmi bir psikiyatrik hastalık tanısı değildir. Hikikomori, psikolojik ve toplumsal etkenlerin birlikte rol oynadığı karmaşık bir sosyal geri çekilme olgusu olarak değerlendirmektedir.
Hikikomori yaşayan bazı bireylerde depresyon, kaygı bozuklukları veya otizm spektrum bozukluğu gibi psikiyatrik durumlar görülebilirken, bazı bireylerde herhangi bir ruhsal hastalık tanısı bulunmamaktadır. Bu nedenle uluslararası yayınlar, hikikomorinin yalnızca tıbbi bir sorun olarak değil, aynı zamanda sosyolojik bir olgu olarak ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır.

Ortaya Çıkışı
Uzmanlar, hikikomorinin Japonya’nın kendine özgü kültürel, ekonomik ve eğitim sisteminin kesişiminde geliştiğini düşünmektedir.
Japon eğitim sistemi uzun yıllardır yüksek rekabet düzeyiyle bilinmektedir. Başarılı olma baskısı, akademik performans beklentileri ve toplumsal uyum anlayışı, gençler üzerinde önemli bir stres oluşturabilmektedir.
1990’lı yıllarda Japonya’da yaşanan ekonomik durgunluk da bu süreci etkileyen önemli faktörlerden biri olmuştur. Ekonomik balonun patlamasının ardından ömür boyu istihdam modeli zayıflamış, gençlerin gelecek planları daha belirsiz hale gelmiştir. Aynı dönemde birçok genç yetişkin ailesiyle yaşamaya devam ettiği için uzun süre evden çıkmadan yaşamak ekonomik açıdan mümkün olabilmiştir.
Birçok bilimsel çalışma, hikikomorinin tek bir nedenden kaynaklanmadığını göstermektedir. Bunun yerine bireysel özellikler, aile ilişkileri, eğitim deneyimleri ve sosyoekonomik koşulların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan çok boyutlu bir süreç söz konusudur.

Türkiye’deki “Ev Genci” Kavramı
Türkiye’de son yıllarda sıkça kullanılan “ev genci” ifadesi, genel olarak eğitimde olmayan, çalışmayan ve zamanının büyük bölümünü evde geçiren genç yetişkinleri tanımlamak için kullanılmaktadır.
İlk bakışta bu durum hikikomoriye benzese de, iki kavram aynı olguyu ifade etmemektedir.
Türkiye’deki birçok ev genci sosyal medyayı aktif olarak kullanmakta, arkadaşlarıyla çevrimiçi iletişim kurmakta, kamu personeli sınavlarına hazırlanmakta, iş aramakta veya eğitimine devam etmeyi planlamaktadır. Toplumsal yaşama sınırlı katılımlarının temel nedenleri çoğu zaman işsizlik, ekonomik belirsizlik, artan yaşam maliyetleri ve iş gücü piyasasına girişte yaşanan güçlüklerdir.
Başka bir ifadeyle, hikikomori daha çok kişinin toplumdan bilinçli biçimde geri çekilmesini ifade ederken Türkiye’deki “ev genci” olgusu, çoğu zaman ekonomik ve yapısal sorunların bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Genç İşsizliği ve Ekonomik Belirsizlik
Yapılan araştırmalar; ekonomik fırsatların bireylerin toplumsal yaşama katılımını doğrudan etkilediğini uzun yıllardır ortaya koymaktadır.
Eğitimini tamamlamasına rağmen uzun süre istihdam edilemeyen gençler; bağımsız bir yaşam kurma, aile evinden ayrılma veya evlilik gibi önemli yaşam kararlarını erteleyebilmektedir.
OECD ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) gibi kuruluşların araştırmaları, uzun süreli işsizliğin sosyal katılımı azaltabileceğini, bireyin öz güvenini zayıflatabileceğini ve toplumsal dışlanmışlık hissini artırabileceğini göstermektedir.
Dolayısıyla uzun süre evde kalmak her zaman psikolojik geri çekilme anlamına gelmez. Pek çok genç için bu durum, ekonomik koşullara verilen zorunlu bir uyum biçimidir.
Bu ayrım oldukça önemlidir. Çünkü evde bulunan her genci hikikomori olarak tanımlamak, aslında çözülmesi gereken ekonomik ve toplumsal sorunların gözden kaçmasına neden olabilir.

Dijital Teknolojiler
İnternet ve dijital teknolojiler, sosyal katılımın anlamını kökten değiştirmiştir.
Geçmiş kuşaklarda sosyal yaşam daha çok fiziksel etkileşim üzerinden tanımlanırken günümüzde gençler evlerinden çıkmadan arkadaşlıklarını sürdürebilmekte, çevrimiçi eğitim alabilmekte, uzaktan çalışabilmekte, dijital topluluklara katılabilmekte ve yaratıcı üretimlerde bulunabilmektedir.
Bu nedenle uzmanlar, uzun süre evde kalan herkesin sosyal olarak izole olduğu varsayımından kaçınılması gerektiğini belirtmektedir. Dijital iletişim birçok kişi için anlamlı sosyal ilişkilerin sürdürülmesine katkı sağlayabilmektedir.
Bununla birlikte, çevrimiçi ortamlara aşırı bağımlılık bazı bireylerde yüz yüze sosyal etkileşimin azalmasına da yol açabilmektedir. Araştırmalar, dijital teknolojilerin tek başına sosyal geri çekilmeye neden olmadığını; etkilerinin kullanım biçimine ve bireyin yaşam koşullarına bağlı olduğunu göstermektedir.

Aile Desteği
Hem hikikomori hem de ev genci tartışmalarında aile önemli bir yere sahiptir.
Türkiye ve Japonya gibi aile bağlarının güçlü olduğu toplumlarda ebeveynler, yetişkin çocuklarına uzun yıllar ekonomik destek sağlayabilmektedir. Bu destek, özellikle işsizlik veya eğitim sürecinde gençler için önemli bir güvence oluşturmaktadır. Öte yandan bazı uzmanlar, iş olanaklarının sınırlı olduğu koşullarda uzun süreli ekonomik bağımlılığın bireyin bağımsızlaşma sürecini geciktirebildiğini belirtmektedir.
Ancak akademik çalışmalar, bu durumun yalnızca aile tutumlarıyla açıklanamayacağını vurgulamaktadır. Aile ilişkileri; ekonomik koşullar, eğitim sistemi ve bireysel yaşam deneyimleriyle birlikte değerlendirilmelidir.

Küresel Bir Sorun Olarak Sosyal İzolasyon
Hikikomori ilk kez Japonya’da tanımlanmış olsa da, benzer sosyal geri çekilme vakaları daha sonra Güney Kore, İtalya, İspanya, Fransa, Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri gibi birçok ülkede rapor edilmiştir.
Bu nedenle hikikomori artık yalnızca Japon toplumuna özgü bir olgu olarak değil, küresel ölçekte görülebilen bir sosyal izolasyon biçimi olarak değerlendirilmektedir.
COVID-19 pandemisi de bu tartışmaları hızlandırmıştır. Karantina uygulamaları ve uzaktan eğitim sistemleri nedeniyle uzun süre evde kalmak dünya genelinde sıradan bir deneyime dönüşmüştür. Her ne kadar salgın sonrasında insanların büyük bölümü yeniden sosyal yaşama dönmüş olsa da pandemi, sosyal bağların uzun süreli izolasyon dönemlerinde ne kadar kolay zayıflayabileceğini göstermiştir.

Doğru Kavramları Kullanmanın Önemi
Doğu kavramların kullanılması hem bilimsel araştırmaları hem de kamu politikalarını doğrudan etkileyebilmektedir.
İşsiz olduğu için evde kalan her genci hikikomori olarak tanımlamak, ekonomik sorunları tıbbi bir mesele gibi göstermeye neden olabilir. Buna karşılık, toplumdan ciddi biçimde geri çekilmiş bireyleri yalnızca işsiz olarak değerlendirmek de ihtiyaç duydukları psikolojik veya psikiyatrik desteğin gözden kaçmasına yol açabilir.
Bu nedenle uzmanlar, her bireyin durumunun kendi yaşam koşulları içinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Çünkü doğru çözüm, ancak doğru değerlendirmeyle mümkündür.

Çözüm Tek Bir Alanla Sınırlandırılmamalıdır
Bilimsel araştırmalar; eğitim olanaklarının geliştirilmesini, genç istihdamının artırılmasını, yerel sosyal destek programlarının güçlendirilmesini, ruh sağlığı hizmetlerine erişimin kolaylaştırılmasını ve psikolojik destek almanın önündeki toplumsal damgalamanın azaltılmasının birlikte ele alması gerektiğini göstermektedir.
Ayrıca sosyal geri çekilmenin tek tip bir durum olmadığı da unutulmamalıdır. Bazı bireyler profesyonel ruh sağlığı desteğine ihtiyaç duyarken, bazıları için en etkili çözüm daha fazla istihdam fırsatı veya güçlü sosyal ağlar olabilmektedir.

Etiketlerin Ötesine Bakabilmek
Modern toplum, karmaşık sosyal sorunları çoğu zaman basit etiketlerle açıklama eğilimindedir. Ancak hem hikikomori hem de Türkiye’deki ev genci olgusu, bu yaklaşımın yetersiz kaldığını göstermektedir.
Her iki grup da dışarıdan bakıldığında benzer bir yaşam sürüyor gibi görünse de; kültürel yapı, ekonomik koşullar, aile ilişkileri, eğitim sistemi ve bireysel deneyimler bakımından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Bu nedenle iki kavramı aynı anlamda kullanmak, her iki olguyu da yanlış anlamaya yol açabilir.
Bugün uzmanlar, “Gençler neden evde kalıyor?” sorusundan çok daha kapsamlı bir soruya odaklanmaktadır: “Toplumsal yaşama katılımı zorlaştıran sosyal koşullar nelerdir?”
Bu bakış açısı, bireyleri suçlamak yerine toplumun değişen yapısını anlamaya yardımcı olmaktadır.
Dijital dönüşümün hızlandığı, ekonomik belirsizliklerin arttığı ve aile yapılarının değişmeye devam ettiği günümüzde, modern izolasyonu anlamak giderek daha önemli hale gelmektedir.
Bilimsel araştırmalar; kalıcı çözümlerin ancak ailelerin, eğitim kurumlarının, işverenlerin, ruh sağlığı uzmanlarının ve kamu politikası üreticilerinin birlikte hareket etmesiyle mümkün olacağını göstermektedir.

