15 Ekim 2021

10 Maddede Antik Dönem Sanat İzleri

Tülay Çağlar Kadı

Antik döneme ait eserleri yorumlamak için öncelikle dönem insanın sosyolojik ve dinsel yapısını bilmek gerekir. Antropolojik dönemsel izler, günümüz araştırmacılarına, toplumun neyi, neden ve nasıl yaptıklarının, nelere itibar ettiklerinin, neleri güç ve neleri aciziyet olarak yorumladıklarının bilgilerini verir.

Örnek verecek olursak; Antik Mısır sanat anlayışı tam 2000 yıl boyunca ustayı taklit etmenin matah olduğu eserler ile doludur.

Sanat eserlerinde yansıtılan ana tema, sadece ama sadece din olgusudur. Mısır tanrılarının yansıtıldığı resim ve eserleri farklı çizimlerle, yenilik arayışına giderek yorumlamak isteyenler ise, özgün olmalarından dolayı ölümle cezalandırılmıştır. Kulağa komik gelse de, bir dönemin gerçekleri diyerek sırada ki maddeye geçiyorum.

Antik dönem sanatı denildiğinde; avcı – toplayıcı dönem insanından bahsetmeden olmaz.

Genellikle konakladıkları mağaralara, güçlerinden korktukları ama faydalanmak da istedikleri hayvanları yansıtmışlardır. Avlamak istedikleri hayvan resimlerini mağaraya çizen dönem insanın aynı zamanda bir tür totem geliştirdiği için bu yolu izlediği de iddialar arasındadır. Aslında, mistik anlayış ve insanoğlunun ilk kez burada buluştuğunu söylemek hiç de abartı sayılmaz. Mağara duvarında resmedilen, gücünden korkulan hayvan çizimleri, antik insanın psikolojik olarak korktuğu güce karşı yabancılık değil, tanıdıklık hissini geliştirip, kendine benzer yetileri aktarmasına vesile oluyordu.

Eski insanların, genel geçer tahminlerden çok daha fazla zeki ve gelişmiş olduklarını düşünmekteyim. Bunun en güzel örneklerinden biri, binlerce yıl sonraya ortaya çıkan ‘Göbekli Tepe’…

Sanat tarihi elbette kronolojiye ve literatüre göre ilerler. Literatürleri oluşturanlar ise, dönemlere ait bulgulardır. Yeni bulgular açığa çıktıkça revizyona uğramaları pek tabi mümkündür.

Anadolu’da Antik yerleşimler denildiğinde, aklınıza hemen büyüleyici yapıdaki tiyatrolar gelsin. Amfitiyatrolar, Roma dönem insanın izlerini taşımaktadır. Türkiye’de ayakta kalan amfitiyatro olduğu pek söylenemez. Ancak yine de, onca kalabalığın neden ve niçin bir araya geldiği benim gibi birçok insanın ilgisini çekiyordur, diye düşünmekteyim. Sizlere hemen burada ipucu olarak; ‘Gladyatör arenalarında yaşanan, günümüz insanına göre ütopik ama bir dönemin realiteleri’, demek isterim.

Antik çağda, ibadetin çeşitli yöntemlerinden biri de ilahiler söylemekti. Çok erken zamanlarda, kentin merkezi olan Agora’da toplanan korolar Dionysos’u ulu kılmak, yani yüceleştirmek için dans ederek, ilahiler okurlardı. Günümüz sahne sanatlarına konu olan öğeler ve benzeri film platformlarında rastladığımız gibi, değil mi?

Aslında, mağara resimlerinden biraz daha bahsetmek istiyorum. 

Paleolitik dönemde atalarımızın mağara duvarlarına çizdiği resimler, antik insan ve hayvan tasvirleri, binlerce yıl önce insanlığın neye benzediğini, nasıl yaşadıklarını yansıtıyor. Unutmayınız ki, sanat eseri niteliğindeki tasvirler, dünyanın dört bir yanında bulunabiliyor.

Birçok renk ve konunun yer aldığı duvar resimleri, antik dönem insanlarının dönemlerine göre nasıl yaşadıklarını ve nelere itibar ettiklerinin göstergesi olmasının yanı sıra sanat anlayışlarının da bir yansımasıdır.

Peki, Rönesans itibari ile Aydınlanma Çağı, ne tür gelişmelerle insana dair izler bıraktı? Bir sonraki yazımda, Rönesans denince akla ilk gelenleri 10 maddeye sığdırmaya çalışacağım.

Tülay Çağlar Kadı

Tüm yazıları

E-bültenimize kaydolun.