2 Ağustos 2020

Türkiye Milli Futbol Takımı’nın 2002 Dünya Kupası Serüveni

Hüseyin Can Sayılam

FIFA Dünya Kupası; uluslararası olarak oynanan ve yalnızca milli takımların katıldığı bir futbol turnuvasıdır. İlk FIFA Dünya Kupası, 1930 yılında düzenlenmiştir. 

Türkiye milli futbol takımı bu turnuvaya, 1950, 1954 ve son olarak 2002’de tarih yazarak katılım sağlamıştır. Dünya Kupası’na her katılım bir başarıdır, fakat dünya üçüncüsü olmak, büyük bir başarıdır. 

Birlikte bir yolculuğa çıkalım ve zamanda kaybolalım…

Şenol Güneş, 2000 yılında Türkiye Milli Futbol Takımı’nın teknik direktörü olmuş ve takımı yakından tanıyıp kurmaya başlamıştır. 

Bu serüven aslında 3 yıllık bir hazırlık dönemi gibi geçerken, milli takımımız Dünya Kupası elemelerine katılma hakkı kazanmıştır.

Her kıtanın kendi arasında oynanan elemeler sonucunda kazanan takımlar, kupa için ter dökeceklerdi. 

Türkiye, Avrupa elemelerinde 9 gruptan 4. grup eşleşmelerini çekmişti. Maçların sonucunda İsveç ilk sırada ve Türkiye 2. sırada tekrar play-off oynamaya hak kazanmıştı. Ve bu play-off mücadeleleri sonucunda ise; Almanya, Belçika, Slovenya ve millilerimiz kupa için gruplara kaldı.

şenol güneş 2002

‘Başarıyı inanlarlar kazanır.’

Acaba o dönem, uzun süre konuşulacak bir başarı elde edeceğimizi tahmin edebilen oldu mu? 

Kura çekiminde bizi yıkacak takımlarla eşleşmiştik. Kosta Rika, Brezilya ve Çin. İlk maç, o zamanlar tabiri caizse fişek gibi oyuncuları olan Brezilya’ylaydı. Rivaldo, Ronaldinho, Kaka; yakından tanıdığımız Carlos ve gönüllerde yer eden Fenerbahçe’nin büyük kaptanı Alex De Souza gibi oyunculara sahipti. 

Milli takımımız da az değildi. Zamanın Emre Belözoğlu’su, o dönemlerin en pahalı barajını kurdurarak düşmana korku salıyordu. Bülent Korkmaz, Okan Buruk, İlhan Mansız ve sayılacak daha nice oyuncularımızla pırıl pırıl bir kadromuz vardı. 

Maç başladı, heyecan dorukta, ortada giden maçın ilk yarısının sonunda Hasan Şaş ile yüzümüz güldü. İkinci yarıya hızlı başlayan Brezilya, 50. dakikada Ronaldo tarafından atılan golle birlikte beraberliğe ulaşmıştı. Güney Koreli hakem yanlış kararlarıyla maçı adeta katlediyordu. Dakikalar 86’yı gösterdiğinde, ceza sahasında Cafu ve Alpay’ın ikili mücadelesinde penaltı noktasını gösterdi ve Rivaldo sakince skoru 2-1’e getirdi. 

Maçın son olayı ise, uzatma dakikalarında kornere yavaş adımlarla ilerleyen Rivaldo’ya topu hızlı bir şekilde atan Hakan Ünsal’ın kırmızı kart görmesi ve son dakikalarda 9 kişi kalarak bir sonraki maça eksik kadro ile çıkacağımız oldu.

9 Haziran 2002 Türkiye-Kosta Rika

Türkiye 2 eksikle antrenmanlarına devam etmiş ve kadroda değişikliğe gitmişti. Latin Amerika futbolu hızlı ve agresif olduğu için bizi zorlayan bir maç olacaktı. fakat düşünüldüğü gibi bu maç da kolay geçmeyecekti. 

O maçtan önce saçları uzun olan Ümit Davala, uğur tıraşı yaptırarak maça çıktı. Taraftarımız beraberliğe razıydı. Maç sonu taraftar haklı çıktı. Yine ilk yarısı karşılıklı bastırmalarla, fakat yine de kimsenin birbirine üstünlük sağlayamadığı mücadele izlendi. 

İkinci yarıya yine dengeli mücadele ile başlayan milliler 56. dakikada Emre’nin ceza sahası dışından attığı güzel bir vuruşla öne geçti. Üstünlüğü sadece 30 dakika elinde tutan millilerimiz, normal sürenin bitmesine 4 dakika kala topu ağlarında gördü. Ancak bu, pek bir sorun teşkil etmiyordu, hala bir şans vardı. 

9 Haziran sabahı gazete manşetlerinde “Brezilya çıktı Çin battı” başlığı içimizi tekrar rahatlamıştı. Ve 2. maçımızdan beraberlikle ayrılarak gruptaki ilk puanımızı almıştık.

13 Haziran 2002, Grup Maçlarında Son Maç 

Bu maça çıkmadan grubumuzda 3. sırada 1 puanla bulunuyorduk ve üst sıramızda Kosta Rika 3 puanla yerini almıştı. 15.30’da başlayacak olan 2 mücadelede de Kosta Rika’nın işi zordu.

Maç başladı, harika bir tempoyla ve agresif bir oyunla başlayan millilerimiz 6 ve 9. dakikalarda Hasan ve Bülent’in golleriyle öne geçti. Aynı saatte başlayan bir diğer maça Brezilya’da hızlı başlamış olacak ki, 10 ve 13. dakikalarda Ronaldo ile 2 golü bulmuşlardı.

İlk yarı sonlandığında, 2-0 biten Türkiye-Çin maçı ve 1-3 biten Kosta Rika-Brezilya maçı vardı.

Millilerimiz soyunma odasında skoru öğrenmiş olmalılar ki, ikinci yarıya gayet rahat ve sakin, skoru korumaya yönelik olarak başlamıştı. Dakikalar 56’yı gösterdiğinde, biz hala sakindik. Fakat Brezilya kalesinde golü görmüştü. Brezilya maçı 2-3 olmuştu, tekrar ipleri sıkan Kosta Rika atak bulmaya çalışırken 2 dakikada 2 gol daha kalesinde görmesiyle maçın skoru belirlenmişti. 

Biz ise, grupların son golünü atmak maksadıyla 85. dakikada Ümit Davala ile mücadeleye son verip bir üst tur için bilet kazanmıştık.

Kuralar çekildi ve rakibimiz turnuvaya ev sahipliği yapan 2 ülkeden biri olan Japonya idi. Hedefimiz çeyrek finaldi. O maç, tek sorunumuz vardı: Japonya, 45.666 taraftar tarafından izleniyordu.

Milli takımımız bu durum karşısında öyle ateşli sözlerle ve inançla sahaya çıkmış olacak ki; maç başlarken bir yandan Karadeniz fırtınası, bir yandan Anadolu ayazı, diğer yandan Doğu’nun soğuğuyla maçta her türlü mücadeleyi veren milli takımımız 12. dakikada Ümit Davala ile golü bulup öne geçmişti.

Oldukça zorlu bir maç olmasına rağmen, kalemizi, (az önceki örneklere devam edersek) Çanakkale gibi koruduk ve kimsenin geçmesine izin vermedik. 

Maçın bitiş düdüğü çaldığında rahatlayan Şenol Güneş ve öğrencileri, ev sahibi takımı eleyerek adım adım finale gidiyordu. Önümüzde çeyrek ve yarı final vardı. 

‘İnanın çocuklar biz şampiyonuz!’

Bu da oldu, Türkiye 3. kez katıldığı turnuvada çeyrek finale çıktı. 

Kura çekimi yapıldı. Rakibimiz Batı Afrika ekibi Senegal oldu. Gayet kapışmalı geçecek bir maç olduğu, turnuvanın bulunduğumuz konumundan da belliydi. 

Düdük çalıp maç başladığında, topa hakim olan taraf millilerimizdi. Maçın ilk yarısında varını yoğunu ortaya koyan takımımız çok sayıda gol kaçırdı ve kaçırmaya devam etti ama yılmadı. İlk yarının skoru 0-0’dı ve Senegal’in henüz etkili bir atağı olmamıştı. 

İkinci yarı başladığında, hızımızdan azimimizden hiç ödün vermeyerek yine pozisyon bularak maça devam ettik. Fakat gol kaçırmaktan da kurtulamadık. İkinci yarı gel-gitlerle dolu bir maç oldu. 

Her şeyi deneyen milli takımımız maalesef 90 dakikaya bir gol sığdıramadı ve maç uzatmaya gitti. Son iki devre ve toplam yarım saat kalmıştı bir üst tura. Uzatmalar başladı ve iki takım yorulmak bilmeden oyun içinde olan bazı değişiklikler ve taktiklerle hiç bozmadan maça başladı. 90 dakika her şeyi deneyip atamadığımız golü, uzatmaların 4. dakikasında sağ kanattan gelen İlhan Mansız attı ve volkanik patlama gibi bir sevinç içerisinde kendimizi sokaklarda, evlerde, kafelerde ve kalbimizin olduğu stadyumda bulduk. 

Sonunda aradığımız golü bulmuş ve yarı finali, 120 dakikanın sonunda kazanmıştık.

Yarı Final

Yarı final eşleşmelerinde grubumuzda bulunan Brezilya tekrar karşımıza çıkmıştı. Tereddütümüz elbet vardı, ancak inancımız da bir o kadar yerindeydi.

Maç başladığında Türkiye’de ses yoktu, milyonlar pür dikkat ekran başındaydı. Yolunda gitmeyen şeyler vardı. Brezilya buraya şampiyon olmaya gelmişti. Futbolcular sanki uçuyorlardı sahada. Ataklara karşı koyan millilerimiz ilk yarıyı golsüz kapatmayı başarmıştı. Her şey ilk yarı gibi olsaydı keşke… Dur durak bilmeden bastıran Brezilya, Ronaldo ile golü bularak ipleri kendi eline aldı. 

Maç sonunda başaramadık. Fakat başka bir başarı kazanarak 3.’lük maçına çıkıyor olacaktık.

Finalin adı Almanya-Brezilya olmuştu. Almanya’ya mağlup olan bir diğer ev sahibi Güney Kore, sahada rakibimizdi. 

Düdük çaldı ve maç başladı. Futbol tarihinin en hızlı golünü 9. saniyede atarak, o maça 1-0 önde başlamıştık. Maç sadece bizim açımızdan değil, Güney Kore açısından da hızlı başladı ve 9. dakikada beraberliği bulan Kore’nin tekrar hevesi kursağında kaldı. İlhan Mansız sahneye çıkarak 13 ve 32. dakikalarda attığı gollerle ilk yarının skorunu belirledi. 

İkinci yarıda ataklarını önleyerek skoru koruyan millilerimiz 90. dakikada kalesinde gol görerek 3-2’lik skorla Dünya 3.’sü oldu. 

Her yer bayram yeri gibiydi. İçimizde kalan tek şey kupa oldu.

Şenol Güneş’in kurduğu takım ve üstün başarılı kadrosu bizi dünyaya karşı gururlandırarak 3. olmuştu. 

Kapanışı yaparken dileğim, mili takımımızın başında tekrar yer alan Şenol Güneş’in yarım kalan işi tamamlayarak bize dünya şampiyonluğu yaşatması olsun. Nice başarılara Türkiye’m…

Hüseyin Can Sayılam

Tüm yazıları

E-bültenimize kaydolun.