6 Ocak 2020

Sabahattin Ali: Çalkantılı, Bilinmezlerle Dolu Bir Yaşam

10layn

Şiirleri unutulmaz şarkılara dönüşen; hikayeleri yaşamımızda silinmeyecek izler bırakan Türk edebiyatının usta ismi Sabahattin Ali, 1907 ile 1948 yılları arasında yaşadı.

Çocukluğu ve gençliği babasının tayini ve savaş hali gibi çeşitli sebeplerle farklı şehirlerde geçen Sabahattin Ali’nin edebi hayatının başlangıcı, öğretmen okuluna başladığı yıllarla paraleldir.

Leylim Ley

Döndüm daldan düşen kuru yaprağa
Seher yeli dağıt beni kır beni
Götür tozlarımı burdan uzağa
Yarin çıplak ayağına sür beni

Aldım sazı çıkmış gurbet görmeye
Dönüp yare geldim yüzüm sürmeye
Ne lüzum var şuna buna sormaya
Senden ayrı ne hal oldum gör beni

Ayın şavkı vurur sazım üstüne
Söz söyleyen yoktur sözüm üstüne
Gel ey hilal kaşlım dizim üstüne
Ay bir yandan sen bir yandan sar beni

Yedi yıldır uğramadım yurduma
Dert ortağı aramadım derdime
Geleceksen bir gün düşüp ardıma
Kula değil yüreğine sor beni

Balıkesir Öğretmen Okulu

Başarılı bir öğrenci olan Ali, Balıkesir Öğretmen Okulu’ndayken şiir ve hikayelerini geliştirmeye başladı.

Yazdığı şiirleri ve hikayeleri çeşitli dergi ve gazetelere gönderen Ali, arkadaşlarıyla birlikte bir okul gazetesi çıkarttı.

Sinemaya ve tiyatroya daha sık gitmeye başlayan Ali’nin sanata olan ilgisi giderek arttı. Daha özgür ve sanatla iç içe yaşamak istiyordu. Okula olan ilgisi azaldı ve okulun disiplinli ortamından uzaklaşmaya başladı. Bu durumu fark eden okul müdürü, Ali’yi ailesinin yanına göndermekle tehdit etti. Ancak bu, Sabahattin Ali’nin intihar girişimiyle sonlandı. Ardından, okul müdürünün de yardımıyla Ali, eğitimini İstanbul’da sürdürmeye başladı.

İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı.

İstanbul Öğretmen Okulu

İstanbul’daki öğretmen okulunda edebiyat öğretmeni Ali Canip Yöntem’di. Yöntem’in yardımıyla Ali’nin şiir, öykü ve denemeleri çok sayıda dergide yayımlandı.

Öğrenimini bitirdikten sonra Yozgat’ta öğretmenliğe başladı. Buradaki mutsuzluğunu ve yalnızlığını öğretmenlik stajından tanıdığı Nahit Hanım’a yazdığı mektuplarda sıklıkla dile getiren Ali, Yozgat’ta Anadolu’yu ve Anadolu insanını yakından tanıma fırsatı bulmuştu.

Ali’nin gözlemlerinin ve Anadolu’daki deneyimlerinin yansımaları eserlerinde açık bir şekilde görülmektedir.

Almanya’ya Gidişi ve Dönüşü

1928 yılında, Türkiye Cumhuriyeti tarafından Almanya’ya eğitim almaya gönderildi. Sabahattin Ali, 4 yıl olarak planlanan eğitim sürecinin ikinci yılını tamamlamadan geri döndü.

Geri dönüş sebebiyle ilgili birden fazla söylenti olsa da hiçbirinin doğruluğu kesin olarak bilinmiyor. Ancak Ali’nin, Almanları sevmediğini pek çok yerde ifade ettiği biliniyor.

Fakat her şey geçer, her şey unutulur. Kendini bir felâketin içinde kaybetmenin mânâsı yoktur. İnsan birazcık da kalender olmalıdır!

Almanya’dan döndükten sonra bir süre İstanbul’da kaldı, ardından Bursa’da ilkokul öğretmeni olarak çalıştı. Almanca yeterlilik sınavını geçtikten sonra ise, Aydın’da Almanca öğretmenliği yapmaya başladı.

1931’de Ali’ye, yıkıcı propaganda yaptığı gerekçesiyle 3 ay hapis cezası verildi. Serbest kaldıktan sonra Konya’ya atanan yazar, 1932 yılında okuduğu bir şiirde Mustafa Kemal ve İsmet İnönü gibi devlet erkanını eleştirdiği gerekçesiyle tekrar tutuklandı. Konya ve Sinop cezaevlerinde bir yıl tutuklu kaldı.

Cumhuriyet’in 10. yılı sebebiyle çıkan aftan yararlanan Ali, bir yılın sonunda özgürlüğüne kavuştu.

Varlığı büyük boşlukları dolduracak mahiyette değildi; fakat yokluğu müthişti…

Nisan 1933’de memurluktan kaydı silinen Sabahattin Ali, serbest kaldıktan sonra yeniden göreve alınmak için İstanbul ve Ankara’daki tanıdıklarıyla görüştü. Bu süreçte komünist olmadığını kanıtlamak amacıyla oyunlarını Halkevleri’nde sergiledi ve Atatürk için Varlık dergisinde yayımlanan bir şiir yazdı. 

Mayıs 1934’de Mustafa Kemal Atatürk’ün izniyle geçici olarak Orta Tedrisat Şube Müdürlüğüne, ardından da Milli Talim ve Terbiye’ye atandı.

sabahattin ali

Evliliği ve Soyadı

Sabahattin Ali, 1935 yılında Aliye Hanım’la evlendi. Evliliklerinin ardından Ankara’ya taşındılar. Ali, burada hem memur olarak görevini sürdürüyor hem de bir ortaokulda Almanca dersleri veriyordu. 

Bu dönemde hikayeleri Varlık ve Ayda Bir dergilerinde yayımlanıyordu ve Ali, aynı zamanda Knut Hamsun ve Liam O-Flaherty gibi yazarların çevirilerini yapıyordu.

Soyadı Kanunu’nun ardından ailesi Şenyuva soyadını almışsa da, Ali, babasının ismi olan Ali’yi kullanmayı tercih etti.

Benim beklediğim aşk başka! O bütün mantıkların dışında, tarifi imkansız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. Sevmek ve hoşlanmak başka; istemek bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka… Aşk bence bu istemektir. Mukavemet edilmez bir istemek!

Askerliği ve Dönüşü

1937’de İstanbul Eski Harbiye’de askerlik yapan Ali’nin bu süreçte kızı, Filiz Ali doğdu.

Askerlik görevini tamamladıktan sonra, Ankara’ya Türkçe öğretmeni olarak atandı. İlerleyen yıllarda ise Devlet Konservatuvarı’na atandı ve Karl Albert’in asistanı oldu.

Aynı yıllarda edebi çalışmalarına da devam eden Sabahattin Ali, 1939’da, siyasi tartışmaların odağı haline gelecek olan, İçimizdeki Şeytan isimli eserini yayımladı.

İkinci Dünya Savaşı öncesinde çıkarılan seferberliğin ardından yeniden askere alındı ve 4 ay İstanbul’da askerlik yaptı. Bu dönemde, Kürk Mantolu Madonna isimli eserini yazdı. Eser, Hakikat gazetesinde tefrika edildi.

Bu yaşıma kadar mevcudiyetinden bile haberim olmayan insanın vücudu birdenbire benim için nasıl bir ihtiyaç olabilirdi? Fakat hep böyle değil midir ? Birçok şeylere ihtiyacımızı ancak onları görüp tanıdıktan sonra keşfetmez miyiz?

Nihal Atsız ve Sabahattin Ali Olayı

Ülkenin sol kesimi tarafından, yaşam şekliyle ve burjuva kesime karşı radikal bir tavır göstermemesi sebebiyle eleştirilen Ali, sağ kesim tarafındansa, sosyalist eğilimli olmasına rağmen devlet tarafından korunduğu ve kamu görevlerine getirildiği düşüncesiyle eleştiriliyordu.

Nihal Atsız, 1944 yılında Orhun dergisinde Şükrü Saraçoğlu’na ithafen, Sabahattin Ali’nin Atatürk, İnönü ve Ali Çetinkaya gibi devlet yöneticilerine hakaret ettiğini, herkesçe bilinen bir komünist olduğunu ve Hasan Ali Yücel‘in sempatisinden dolayı göreve getirildiğini yazmış, ayrıca Ali’nin vatan haini olduğunu öne sürmüştü. Bu mektubun sonucunda Atsız görevden alındı. Ali ise, Atsız’a hakaret davası açtı.

1946’da ilk duruşması görülecek olan dava, hem dışarıda Ali aleyhinde gösteri yapan kişilerin olması hem de mahkemede İstiklal Marşı okunmasıyla ortamın gerilmesi üzerine ertelendi.

İkinci duruşmada, Atsız haksız bulundu ve üçüncü duruşmada, altı ay ceza aldı. Ancak milli tahrik ve geçmişinin temiz olması gibi sebeplerle cezası, iki aya düşürüldü.

Yarın öldüğümüz zaman birisi bize sorsa: ‘Dünyada neler gördünüz? ‘ dese herhalde verecek cevap bulamayız. Koşmaktan görmeye vaktimiz olmuyor ki…

1944 Sonrası

1940’lı yılların ortalarından itibaren siyasetle daha fazla ilgilenmek istediğini ifade eden Ali, 1944’de İstanbul’a gitti. Burada Aziz Nesin’le birlikte Markopaşa dergisini çıkarttı.

Geçmişe nazaran daha sivri ve eleştirel bir dil kullanan Ali’ye pek çok dava açıldı. Ali’nin yanı sıra davalara konu olan isimler arasında Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz da vardı. Ancak yalnızca Ali, hapis cezası aldı.

1947 yılında, serbest kaldıktan bir süre sonra Ali hakkında yeniden tutuklama kararı çıkarıldı, ancak uygulanmadı.

Bu süreçte Markopaşa kapatıldı. Markopaşa’nın ardından Merhum Paşa, Malum Paşa gazeteleri ile Ali Baba dergisini çıkarttı.

Aynı yıl, Sırça Köşk hikayesi yayımlandı, fakat Bakanlar Kurulu kararıyla toplatıldı ve Ali, yeniden tutuklandı.

31 Aralık 1947’de yeniden özgürlüğüne kavuştu.

Bu ölü toprakların üstünde hiçbir şey ölmek ve öldürmek kadar kolay değildir.

Tartışmalı Ölümü

Serbest kaldıktan sonra nakliyecilik yapmak isteyen Ali, Adalet Cimcoz’un desteğiyle bir kamyon aldı.

Yakınlarının anlattığına göre; ekonomik sıkıntılar ve siyasi baskılar Ali’yi yormuştu ve yurtdışına gitmek, edebi eserleri için malzeme toplamak ve yeni insanlarla tanışmak istiyordu.

Mart 1948’de, evinde kaldığı Mehmet Ali Cimcoz’la sabaha karşı vedalaşmış ve Edirne’ye peynir götüreceğini söylemişti.

Yola, silah çaldığı gerekçesiyle meslekten ihraç edilmiş bir subay olan Ali Ertekin’le çıkan Sabahattin Ali’nin ölümüyle ilgili pek çok iddia öne sürülmüş, ancak hala hiçbiri doğrulanmamıştır.

Kimi kaynaklara göre; kendisine kılavuzluk yapan Ali Ertekin tarafından Bulgaristan sınırı yakınlarındaki Sazara köyü civarında öldürülmüştür. Ertekin, bir süre sonra Ali’yi milli hislerini tahrik ettiği gerekçesiyle kendisinin öldürdüğünü itiraf etti. İdam cezasıyla yargılandı ancak 4 yıl ceza aldı. Sonrasında ise, genel aftan yararlandı ve cezasının tamamını çekmedi.

Ali Ertekin hakkında kaçakçı ya da Milli İstihbarat Teşkilatı çalışanı olması gibi çeşitli iddialar öne sürülse de, hiçbirinin doğruluğu kesinleşmedi.

Haziran 1948’de bir çoban tarafından, Ali’ye ait olduğu düşünülen bir ceset bulundu. Ertekin’in verdiği bilgiler doğrultusunda, ceset yakınlarına teşhis ettirildi.

İlerleyen yıllarda yazarın ölüm şekliyle ilgili; Kırklareli’nde yakalandığı ve işkence sırasında öldüğü ve Ali’nin bir kaçakçı şebekesiyle birlikte çıktığı yolda emniyetle girilen bir çatışma sırasında öldüğü gibi çeşitli bilgiler öne sürüldü.

Tüm bunlara karşın, yazarın dostlarından Aziz Nesin, Sabahattin Ali’nin MİT tarafından öldürülmediğini, kişisel kusurları yüzünden ölüme gittiğini söyledi.

Geçmiyor Günler (Hapishane Şarkısı 3)

burda çiçekler açmıyor
kuşlar süzülüp uçmuyor
yıldızlar ışık saçmıyor
geçmiyor günler geçmiyor.

avluda volta vururum
kah düşünür otururum
türlü hayaller görürüm
geçmiyor günler geçmiyor.

dışarıda mevsim baharmış
gezip dolaşanlar varmış
günler su gibi akarmış
geçmiyor günler geçmiyor.

gönülde eski sevdalar
gözümde dereler bağlar
aynadan hayalin ağlar
geçmiyor günler geçmiyor.

yanımda yatan yabancı
her söz zehir gibi acı
bütün dertlerin en gücü
geçmiyor günler geçmiyor

E-bültenimize kaydolun.