26 Aralık 2020

2020-2021 Süper Lig: Fenerbahçe’de Neler Oluyor?

Mehmet Mert Özkan

Sezona 2-1’lik Rizespor galibiyetiyle başlayan Fenerbahçe, daha sonra oynadığı 6 maçta aldığı 4 galibiyet ve 2 beraberlik ile son yıllardaki grafiğinin aksine hiç de fena sayılmayacak bir başlangıç yaparak adından söz ettirmişti. 

Dış sahada kazanılan Antalyaspor maçının ardından, Kadıköy’de alınan 2-0’lık Konyaspor mağlubiyeti ile bir anda rüzgarın yönü değişti ve Fenerbahçe o maçtan sonra gerek oyun gerekse skor anlamında rakiplerine üstülük kurmakta zorlanan bir takım halini aldı. 

Sezon başında da üst üste kazanılan maçların ardından her ne kadar tabelada skor üstünlüğü bulunsa da, birçok futbol otoritesi, Fenerbahçe’nin sahada sergilediği oyun için olumsuz eleştirilerde bulunuyor, ancak sarı lacivertliler bu eleştirilere maç bittikten sonra alınan 3 puanla cevap verebiliyordu. Lakin ligde oynanan son 6 maçta 4 mağlubiyet, artık sadece futbol otoritelerinin değil taraftarın ve camianın da mevcut gidişata ses yükseltmesine yol açtı. 

Peki problem nedir? 

Bekler

Yapılan onca transferden beklediği karşılığı henüz bulamayan sarı lacivertlilerde savunma tandemi bir türlü rayına oturmuş değil. Bek bölgesindeki oyuncular, Gökhan ve Caner ofansif anlamda sorumluluk almayı seven, geliştirilen hücum organizasyonlarında; driplingleri, kilit ortaları ve agresif oyun tarzları ile takıma ciddi anlamda yön veren etkiye sahipler. 

Hücum odaklı ofansif bek olarak oynamanın da doğal bir getirisi olarak, o bölgelerde rakipler ciddi anlamda alan boşluğu buluyor ve hem Gökhan hem Caner rakiplerini marke etmekte zorlanıyor.

Stoperler

Stoperde Lemos-Tisserand ikilisi ise, kendilerinden umut edilen performanstan oldukça uzak bir görüntü sunuyorlar. Lemos hava toplarında hakim, ancak çok kırılgan bir yapıya sahip. Uzun boyu ve güçlü fiziğine rağmen ikili mücadelelerde rakibine üstünlük kurmakta zorlanıyor. 

Tisserand ise, Lemos’a göre hata yapmaya daha müsait bir grafik sunuyor. Müdahelelerindeki kontrolsüzlük ve zamanlama hatası, onu şimdiye dek yenilen birçok golün en büyük sorumlusu yapıyor. 

Sadık’ın yaşadığı sakatlığın ardından beklenildiği gibi dönememesi, Serdar Aziz’in ise, ceza sahası içinde gereğinden fazla savruk ve sert oyun tarzı ile kafalarda soru işareti bırakmış bir isim olması, onların stoper hattında alternatif olarak düşünülmesine engel oluyor. 

Bu üç stoperin sezon başından bu yana sebep olduğu penaltı sayısı da, 5’i son 4 maçta olmak üzere toplamda 6 olarak kayıtlara geçmiş ki, -Lemos 2, Tisserand 2, Serdar 2; böyle bir istatistik Avrupa’nın hiçbir takımında yok.

Diğer Futbolcular

Gustavo belki de takımda üzerine en az konuşulacak isimlerin başında geliyor. Hiçbir şekilde oyun disiplininden kopmaması, kritik anlarda pas ve şut denemeleriyle sorumluluk almaktan kaçınmıyor olması oyuna duyduğu saygının ve işini layığıyla yapmaya çalıştığının en iyi göstergesi.

Daha önce Beşiktaş ve Trabzonspor’da gösterdiği performansa mukabil büyük umutlarla transfer edilen Sosa ise, henüz bekleneni verebilmiş değil. Ondan beklenen, bir orkestra şefi edasıyla; maçın sıkıştığı anlarda oyunu açması, kilit paslarla hücum hattını beslemesi ve yine bu minvalde, takımı özellikle hücum anlamında ayağa kaldıracak hamleler.

Sezon başında büyük umutlarla transfer edilen ve transfer süreci yılan hikayesine dönen Mert Hakan Yandaş da, keza bekleneni veremeyen futbolculardan. Hal böyle iken orta sahada Ozan ve Gustavo’nun bitmek bilmeyen çabası da bir yere kadar yeterli oluyor. 

Asıl mevki, oyun kurucu pozisyonu olan, ancak geldiğinden bu yana Erol Bulut tarafından sol kanada monte edilen Pelkas. Görev bölgesinin dışında oynuyor olmasına rağmen takımın iyilerinden olarak değerlendirilebilir. Ancak bir diğer kanatta şans bulan Thiam tam bir hayal kırıklığı. Samatta’nın yokluğunda değerlendirilmesi planlanarak yapılan Kemal Ademi transferi de sezon başından bu yana bir türlü oyun ve skor anlamında istenilen seviyeye çıkmış değil. O bölgede Perotti, Valencia ve Samatta uyumlu bir üçlü olmuşlardı, ancak çok az beraber oynama şansı bulabildiler. 

Sonuç Olarak

Üzerinizde kara bulutlar dolaşırken, takıma moral vermek ve taraftara umut vermek adına, kritik olarak değerlendirilebilecek bir maçta -ne yazık ki- skor üretmek için tek planınız içeri şişirilen toplarla gol bulmak ise, takımın hücumdaki en büyük silahı olan Caner’i yedek bırakarak başlamanız, sorgulanır. 

Karacabey maçında sahaya 1. kaleci Altay ile çıkmanız sorgulanır. Antep’in top rakibin ayağındayken savunmayı 5’lemesi, atağa çıkarken ise hemen o an 3’lü savunmaya dönmesi müthiş bir taktiksel plan iken; Fenerbahçe’nin sahada, en ufak bir taktik anlayışının olmadığını görmek, sorgulanır. 

21 takımın bulunduğu ligde, en fazla gol yiyen 5 takımdan biri olmanız, sorgulanır. 

Küme düşme potasında yer alan ekiplerin bile savunma hattı bu kadar kötü değilken şampiyonluğun en büyük adaylarından biri olarak başladığınız bir sezonda, bu savunma performası sadece savunma hattındaki oyunculara mal edilemeyeceği gibi sizin de taktiksel kapasiteniz, sorgulanır. 

Özetle; Fenerbahçe’de kötü gidişatın tek bir sorumlusu yok. Ligin ilk yarısını neredeyse tamamlayacak olmamıza rağmen hala bir taktik anlayışı takıma oturtamış Erol Bulut kadar, şampiyonluğa oynayacak takıma stoper olarak Tisserand’ın transfer edilmesinde bir beis görmeyen de; büyük umutlarla transfer edildiği takımın büyüklüğünü henüz kavrayamamış olan futbolcular da bu tablonun sorumlusudur.

Mehmet Mert Özkan

Tüm yazıları

E-bültenimize kaydolun.