20 Ekim 2017

10 Maddede Yapısalcı Psikanalizimin Babası: Jacques Lacan

‘Kelimelere ancak istenilen bir şey yok olduğunda ihtiyaç duyulur ve eğer etrafımızdaki dünya ‘gereken’ her şey ile donatılmış olsaydı kelimelere gerek duyulmayacaktı. Kayıp olmayan yerde dil var olamaz.’

Jacques Lacan

 

En önemli Fransız psikiyatrlarından ve psikanalistlerden biri kabul edilen Jacques Marie Emile Lacan, Fransa’nın Freud’u olarak anılır. Sinema ve iletişim bilimlerinde en fazla referans alınan bilim insanlarından biri olan Lacan, çalışmalarında kuramsal felsefeye yoğunlaşmıştır.

Lacan’ın teorik psikanalizinin ana kavramları İmgesel, Simgesel ve Gerçeklik olarak sınıflandırılır.

‘Daima doğruyu söylerim. Ama doğrunun tamamını değil. Çünkü doğrunun tamamını kimse söyleyemez. Her şeyi söylemek imkânsızdır. Yeterince kelime yoktur. Doğruyu, gerçek olana yaklaştıran da bu imkânsızlıktır.’

Jacques Lacan

Lacan’a göre psikanaliz, ‘bilinçdışının bilimi’dir ve Lacan çalışmalarında, kuramsal olarak, pozitivizm sonrasında gelişen bilim anlayışını temel almıştır. Freud okumalarını da bu prensibe bağlı kalarak yapmıştır.

Lacan’ın Freud okumaları, geleneksel psikiyatriye bağlı olan bazı bilim insanları tarafından anti-psikiyatri olarak değerlendirilmektedir.

Freud’dan sonra en tartışmalı psikanalist olarak Lacan, Freud okumasıyla psikanalizi yeniden temellendirmeye çalışmış ve Freud’un öncülüğünü yaptığı ana akım psikanalizime farklı bir yaklaşım geliştirmiştir. Lacan, Freud’un deneyim ve aileyi merkeze aldığı dinamikleri genişleterek kültürel ağı ve Saussure’un göstergeler zincirini de eklemiştir.

Lacan’ın çalışmaları, Freud’un yeniden yorumlaması ile yapısalcılıktan post-yapısalcılığa geçişini takip eder. Lacan; psikanaliz, dilbilim, antropoloji ve felsefe alanlarını bir arada ve iç içe geçmiş bir şekilde kullandığı formüller ve kavramlarla 20. yüzyıl filozofları arasında önemli bir yere sahiptir.

Descartes geleneğine karşı çıkan; F. de Saussure, L. Strauss ve R. Jakobson’dan etkilenen Lacan’ın çalışmalarında kullandığı yapısalcı dilbilim, psikanaliz çalışmalarını sistematikleştirmesini sağlamıştır.

‘Aşk, daha ilişki başlamadan önce fark edilen cinsel başarısızlık ve mutsuzluk gerçeğine karşı bir önlem olarak ortaya çıkar.’

Jacques Lacan

Oidipus Kompleksi, Lacan’ın, Freud’un çalışmalarından aldığı ve kendi kuramında merkezi bir yere koyduğu formülasyonlardan birisidir. Lacan’a göre bilinçdışı, simgelerden oluşur ve Oidipus Kompleksi gerçek dünyanın bir karmaşası değil, simgesel bir karmaşadır. Çünkü Oidipus Kompleksinde gerçek bir babanın var olması gerekli değildir. Simgesel baba, yani babanın adı yeterlidir. Kültürel baba ise baba figürüne tüm anlamını kazandıran aile söylemidir. Ailenin gerçekliği, simgesel olanın kendi otonom kuralları çerçevesinde anlam kazanır.

Lacan, düşüncelerini, şemalarını ve argümanlarını karmaşık matematiksel formüllere dayandırarak genellikle anlaşılması zor, karmaşık ve belirsiz sözcüklerle aktarmıştır. Sıklıkla dolaylı söz oyunları, eğretilemeler, anlaşılması ve yorumlanması zor olan göndermeler kullanmıştır.

Bu açıdan Lacan, okuması ve anlaması güç olan yazarlardan biridir. Ancak yazmaktan daha uzun zamanını konuşmalara ayıran Lacan’ı anlamak için çoğunlukla öğrencilerinin ve izleyicilerinin notlarına ve kayıtlarına başvurulmuştur.

‘İletişim bir iletişimsizlik düzeneğidir.’

Jacques Lacan

Lacan’ın 1966 yılında yayımlanan Ecrits (Yazılar) eseri, yapısalcılığın güçlü ve etkili olduğu Fransa’da büyük yankı uyandırmış ve pek çok aydını etkilemiştir.

Ecrits’in dışında Fallus’un Anlamı, Psikanalizin Dört Temel Kavramı, Dinin Zaferi, Televizyon ve Baba’nın Adları gibi kitaplarının yanı sıra Lacan’ın seminerleri basılı hale getirilmiştir.


Yorumlar

E-bültenimize kaydolun.