4 Nisan 2020

Gönüllü Karantina Günleri: Madalyonun Diğer Yüzü

Arda Ös

Yalnız kalıyor olmanın sizde yarattığı hissiyat ile yalnız kalma ihtiyacınızı ne derece göz önünde tuttuğunuzu rahatlıkla anlayabilirsiniz. Tıpkı kalabalıklar içerisinde olmak gibi, sağlıklı bir sosyalleşme için kişi kendi ile yalnız kalabilmeyi de becerebilmeli. En azından yalnızlık adına, bu gönüllü karantina günlerinde görünen bu. Ve bu konuda becerikli olan kişilerin daha da güçlenerek çıkacağı açık. 

‘Kitap okumak için vaktim yok!’ idi. Bu zamanlarda, benliğiniz ve ruhunuz için dinlendirici bir müzik ve keyifli bir kitap çok şeye çare olarak tam da karşımızda dikilmekte. Hatta bu zamanı nasıl geçireceğimize dair büyük birer çare olarak tam da yanıbaşımızdalar. 

Madalyonun diğer yüzünden şöyle söyleyebilirim; bahaneler içinde okumak için vakit bulamama, savaşını kaybetti. O halde? 

Hızlanan çağımızda her şey gibi umudun da üreticisi olmaktan ziyade, tüketicisi olmayı seçtik. Hatta buna çok alıştık. Şikayetler hayatımızın ayrılmaz ve onanmaz bir parçası, kültürümüzün neredeyse belkemiği. Takdir etmeyi ve başkalarını kutlamayı unuttuk. 

Madalyonun diğer yüzü, şu an ne için şükran duyacağımızı, bunun hayatımızdaki önemini, yaşamımızdaki değerli insanlara ne için teşekkür edeceğimizi düşünmenin zamanı olduğunu söylemekte. Siz, ne dersiniz?

Hepsinden öte; bir nefesin farkına varmanın derinliği, tüm insanlığı yutmuş durumda. Farkında mısınız? Nefes alıp vermekten bahsediyorum. Ve bunun gibi ‘basit’ şeylerin üzerine düşünmek için en uygun zaman diliminde olduğumuza işaret etmek de madalyonun diğer yüzü!

Gün be gün arkamızda bıraktığımız zaman dilimi, hepimizin hafızasında bir iz bırakacak. Ve emin olun ki, kolay kolay silinmeyecek izlerden bahsediyorum. Siz, bu iz düşümünün takibinde misiniz? Yoksa günün büyük bölümünü sosyal medyada, seçemeyeceğiniz görüntü öbekleri içinde kaybolmuşluk ve umutsuzluk taşıyan haberlerle karamsarlığa davet mi çıkartıyorsunuz?

Madalyonun diğer yüzü ise, daha derin iz bırakmayacak şekilde istediğiniz her şeyi öğrenebileceğimiz bir çağda olduğumuzun farkındalığını bize taşımakta.

Olgunluk, olgun olanlar ve olmayanlar olarak, kolay bir şekilde ikiye ayırabileceğimiz bir kavram değildir. Olgunluğun katmanları vardır. Hepimiz kendi içinde olduğumuz seviyeyi bir diğerinden ayırt edebilecek kapasiteye sahibiz. Bir de içinde olduğumuzu zannettiğimiz kapasite var. Bu ikisine objektif şekilde bakabilmenin tam zamanı. Örneğin; acaba ben tam da idealimdeki gibi bir baba olarak şu an neyi tam olarak yapabiliyorum? Acaba bunu çocuklara sorsam mı?

Karamsarlığın bir seçim olduğu düşüncem, hayatta beni hiç yanıltmamıştır. Bizler seçimlerimizin en akıllıca, en doğru ve en sağlamını yapabilecek derecede görüş sahibi varlıklar değiliz. Yoksa tecrübe nasıl inşa edilebilirdi ki? Diğer taraftan; göz göre göre hatalı seçimler yapmamak için gerekli tüm potansiyele sahibiz. 

Madalyonun diğer yüzü ise; bu seçimlerimizi sorgulamak için eşsiz bir fırsatın içinde olduğumuzu söylemekte.

Ne üretiyorum? Şu dönemde, hepimizin kendisine sorması, cevaplarıyla yüzleşmesi, hayatına çeki düzen vermesi için belki de bir daha asla yakalayamayacağı bir düşünce havuzu içinde olduğunu anlaması gereken soru budur. Kaygı, endişe, mutsuzluk mu? Bunlar her ne ise, emin olun benle teması olan her kimseye bulaştırdıklarım bunlar.

Ne üretiyorum? 

Üretimim benim için ne derece tatmin edici? Bu çok basit sorunun cevabının, yukarıda bir türlü farkında varmadığımız ‘nefes’ kadar derinlikli olduğunu unutmadan yüzleşmeye çıkmak lazım.

Ne üretmek istiyorum? Hayatımızda kitaplara girmiş, günümüz de tüm insanlığa model olmayı başarabilmiş her figürün yolculuğunun bileti, işte tam da bu noktada elde edilmiş.

Siz kendinize engel olmak isterseniz, hiçbir güç, hiçbir şartta, hiçbir şekilde bunu ortadan kaldıramaz. Bu gerçek, tüm mevzunun aksi için de geçerlidir. 

Tam da madalyonun diğer yüzü bunu söyleyecekti.

Arda Ös

Tüm yazıları

E-bültenimize kaydolun.