13 Aralık 2020

10 Maddede Hasan Sabbah ve Haşhaşiler

Adil Kara


Bu yazımda kısaca, tarihin ilk suikast timi olan Haşhaşiler’den ve kurucuları Hasan Sabbah’tan bahsedeceğim.

Haşhaşîler

Haşhaşîler, bir tarikattı. Müslümanlar arasında diğerlerine kıyasla az sayıda taraftarı olan, Şî’a mezhebinin İsmâ’îl’îyye kolunun, hakimiyet alanını genişletmek ve İslam alemine egemen olmasını sağlamak amacıyla kurulmuştu.

Hasan Sabbah

İsmaililerin lideri, 11. yüzyılda Hasan Sabbah ya da tam ismiyle, Hasan bin Ali bin Muhammad bin Ja’far bin al-Husayn bin Muhammad bin al-Sabbah al-Himyari idi.

Rivayete göre; 1046-47 ya da 1053-54 yıllarında, bugünkü İran sınırlarında bulunan ve On İki İmam Şiiliği’nin önemli bir merkezi olan Kum kentinde doğmuştur. Kaleme aldığı otobiyografik eseri, Sergüzeşt-i Seyyidina isimli eserinde, soyunun Himyerî krallarına dayandığını belirtmiştir.

Felsefe, mantık, söz sanatları, fıkıh ve riyaziyyat alanlarında eğitim alan Hasan Sabbah, genel kanının aksine oldukça entelektüel bir insandı. Aritmetik, astronomi ve matematik alanlarında çalışmalar yapan Sabbah, fikirleriyle dönemin Büyük Selçuklu İmparatoru Melikşah’a danışmanlık yapmış saygın bir insandı. Ta ki, inancı sebebiyle dışlanana kadar…

hasan sabbah
Hasan Sabbah

O dönemde, İslam inancını benimsemiş devletlerin çoğunluğunun mezhebi Sunnilikti. Hasan Sabbah ise, İsmailiydi ve imamet inancını savunuyordu. Büyük Selçuklu’nun yönetim kademelerindekiler içinse, pek de hoş karşılanmayan bir azınlığın parçasıydı.

İnancını yaymak ve az sayıdaki müritlerinin sayısını artırmak için her şeyi yapmayı göze alan Hasan Sabbah’ın elindeki imkanlar kısıtlı, diğer devletlerle savaşarak egemenlik kazanması imkansızdı.

Takipçileriyle birlikte Büyük Selçuklu kentlerinde propagandalar yapan ve halkı İsmaili’ye davet eden Hasan Sabbah için, dönemin veziri (rivayete göre; Sabbah’ın çocukluk arkadaşı) Nizam’ül-mülk, halkı kışkırttığı gerekçesiyle ölüm fermanı çıkartmıştı.

Alamut Kalesi

Esasen Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun egemenliği altında yaşamayı istemeyen ve hakkında ölüm cezasının çıkmasının ardından, duyduğu öfke ve intikam alma isteği giderek artan Hasan Sabbah, takipçileriyle birlikte başkent İsfahan’dan kaçmış ve Kazvin’e gitmiştir.

Burada, karargah olarak seçtiği Alamut Kalesi’nin yönetimini Cüstaniler’in elinden almış, takipçileriyle birlikte kaleye yerleşmiş ve Nizârî-İsmaili Devleti’ni 4 Eylül 1090 tarihinde kurmuştur.

Alamût ya da Elemût – Belde’t-ûl’İkbâl; Kartal Yuvası, Kartalın Öğretisi ve Cezalandırma Yuvası anlamlarına gelmektedir.

Alamut Kalesi
Alamut Kalesi’nden Görünüm

Kendisini ve takipçilerini bu hale düşüren herkesten birer birer hesap sormaya and içen Hasan Sabbah, başta Büyük Selçuklu İmparatorluğu olmak üzere, mezhebine karşı olan her devleti yıkmaya karar vermiştir.

Ele geçirmeden önce Alamut halkını kendi yanına çekmiş olan Hasan Sabbah, az sayıda ancak gönülden kendisine bağlı olan takipçilerini eğitmiş ve ‘fedai’ler (fidâiler) veya suikastçiler olarak bilinen askeri grubu kurmuştur.

Fedailer / Suikastçiler

Hasan Sabbah, her bir fedaiyi, dikkat çekici özelliklere sahip olmayan takipçileri arasından kendisi seçiyordu.

Fedailer; yakın dövüş, ok atma, yalan söyleme, kılık değiştirme, işkencelere dayanabilme gibi çok çeşitli ve yıllarca süren eğitimlerin ardından; gözdağı vermek, korkutmak ya da öldürmek amacıyla önemli devlet erkanına suikast düzenlemekle görevlendiriliyorlardı.

Suikast silahları genellikle, bugün hala fedailerle özdeşleştirdiğimiz, hançerdi. Bunun amacı ise, düşmana ne kadar yakın olabileceklerini göstermekti.

Nizamülmülk Suikasti

Fedailer ya da suikastçiler, yaptıkları bir dizi suikastle tüm İslam dünyasını korkutmuşlardı. Sırada Nizamülmülk ile hesaplaşma vardı. Bir gece, haremine giderken sarayının koridorunda yürüyen Nizamülmük’ün son gördüğü şey, din adamı kılığına girmiş iki suikastçinin hançerleriydi. 

Fedailer suikastten sonra, çoğu zaman kaçmaz öldürülmeyi beklerlerdi.

Haşhaşilerin suikastleri, Büyük Selçuklu Devleti’ni yıkıma götürmüştü. Artık tüm dünya, Hasan Sabbah ve fedaileriyle uğraşmamak gerektiğini anlamıştı.

İslam dünyasında ünlerinin hızla yayılmasının ardından, devlet adamları, bu korkusuz suikastçilerin haşhaş adı verilen bir çeşit uyuşturucu kullandıklarını ve Hasan Sabbah’ın Alamut Kalesi’nde fedailerin beynini yıkadığını söyleyerek itibarsızlaştırma çalışmaları başlattılar. Bu yüzden suikastçilerin isimleri, günümüzde de Haşhaşiler olarak anılmaktadır.

Ancak Alamut Kalesi’nde yapılan arkeolojik çalışmalar, bunun doğru olmadığını göstermektedir. Çok sayıda tarihçiye göre; Hasan Sabbah, fedailerine uyuşturucu madde vermiyor ya da cennet ve kadınlarla onları kandırmıyordu.

Hasan Sabbah’ın Ölümü

Defalarca öldürülmek istenilen Hasan Sabbah, Alamut Kalesi’ni düşmanlara teslim etmemiş, onlara bir nefes kadar yakın olarak her zaman zafer kazanmış, bir ekol haline gelmişti.

1124 yılında, ilerleyen yaşından ötürü hastalanıp yerini komutanı Kiya Buzrup Ummid’e bırakan Hasan Sabbah, son kez taraftarlarına dünyaya imamet inancı yerleşene kadar mücadele etmelerini ve liderlerine kendisinde olduğu gibi koşulsuz itaat etmelerini söyleyerek hayata gözlerini yumdu.

1200’lü yılların ortalarına kadar aktif olan Haşhaşiler ve Alamut Kalesi, 1256 yılında Bağdat İşgali’ne giden Hülâgû Han komutasındaki Moğol ordusu tarafından ele geçirilmiştir. Neredeyse tüm fedailer öldürülmüş, kalenin ünlü kütüphanesi yakılmış ve kale tahrip edilmiştir.

SONSÖZ

Hasan Sabbah’ın kurduğu suikast timi, tüm dünyayı korkutmuş, etkili makamlardaki insanlara suikastler yaparak devletleri yıkılışa götürmüştür. Alamut Kalesi’nin seneler sonrasında Moğollar tarafından yıkılmasıyla birlikte faaliyetlerinin bittiği söylenir, fakat bazı otoriteler tarafından gizlilikle varlıklarını sürdükleri iddia edilmektedir.

Adil Kara

Tüm yazıları

E-bültenimize kaydolun.