20 Şubat 2019

Salah Birsel: İroni, Zeka ve İnce Alayın Edebi Hali

Salah Birsel Kimdir?

1919 yılında Bandırma’da doğan Salah Birsel, 10 Mart 1999 tarihinde, geçirdiği kalp krizi sonucunda aramızdan ayrıldı.

Şair ve yazar olan Birsel, Saint-Policarpe Fransız İlkokulu’nda ve Saint-Joseph Fransız Kolejinde ilköğretimini tamamladı.

Lise öğrenimine İstanbul’daki Saint Joseph Koleji’nde başladıysa da İzmir Erkek Lisesi’nde devam etti. 

Lise öğreniminin ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde lisans öğrenimine başladı. İki yıl sonra fakülteyi bırakarak İzmir’e geri döndü. 

Bu süreçte İzmir Alsancak Gazi Ortaokulu’nda tarih ve yazı öğretmenliği yaptı.

Yaklaşık bir yıl sonra İstanbul’a geri döndü ve aynı üniversitede Felsefe bölümünde öğrenimine devam etti.

Salah Birsel, sanatçı ve yazar olan Mehmet Güreli’nin dayısıdır.

‘Salâh Birsel’den göz hafızamda yaşayacak bir kare. Dudaklarında yarısına kadar ıslanmış Birinci sigarası. Dumanları bu çehrenin hatlarını flulaştırıyor. Ağır ağır konuşurken, yüze pek az yansıyan, gözlerindeki ironik zekanın gösterişsiz ışıltısı. Şiirleriyle üst üste çakışan, denemesiyle uyuşan bir fizyonomi.’

Doğan Hızlan

Çalışma Yaşamı

Felsefe öğrenimi gördüğü sırada İş Bankası Bahçekapı şubesinde çalışan Birsel, 1943 yılında, Burhan Arpad’la birlikte AB Neşriyat isminde bir yayınevi kurmuştur.

Türkiye tarihinin utanç verici olaylarından biri olan Tan Olayı sırasında, 1946 yılında AB Neşriyat da yağmalanmış ve yıkılmıştır.

Ardından Çalışma Bakanlığı’na başvuran Birsel, iş müfettişi olarak çalışmaya başlamıştır. İki yıl görev yaptıktan sonra Anadolu’dan İstanbul’a dönmüş ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Kütüphane Müdürlüğü’ne atanmıştır. Bu dönemde, Türk Dil Kurumu üyeliğine de seçilmiştir.

Kısa bir süre sonra Ankara Üniversitesi Rektörlüğü’nde boş olan Fransızca Çevirmenliği kadrosuna atanmış ve başkentte yaşamaya başlamıştır. Ankara’ya taşındıktan sonra Ankara Üniversitesi Basımevi Müdürlüğü görevini de üstlenmiştir.

1972 yılında devlet memurluğundan emekli olan Salâh Birsel, kariyerinin son 13 yılında Türk Dil Kurumu’nun Yayın Kolu Başkanlığı’nı yapmıştır.

Emekliliğin ardındansa İstanbul’a yerleşmiş ve edebiyat çalışmalarına yoğunlaşmıştır.

‘Ben elli yaşlarıma gelinceye kadar başladığım bir kitabı, kötü de olsa, bitirmeden elimden bırakmazdım. Sonraları bu alıklığımdan vazgeçtim. Çünkü siz mıymırık bir kitabın üstünde oyalanırken, öte yanda sizi bekleyen binlerce şaheser vardı.’

Nezleli Karga

Şiirleri

12-13 yaşlarından itibaren yazmaya başlayan Salah Birsel’in yayımlanan ilk şiiri, 1937 yılında, Gündüz dergisinde yer alan Yalnızlık’tır.

İlk şiirlerinde Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Haşim ve Nazım Hikmet gibi Türk şiirinin önemli isimlerinden etkilenen ve hece ölçüsüyle yazan Birsel, ilk şiirlerine yer verdiği Vurduman isimli şiir kitabını 1993’de yayımlamıştır.

İlk şiir kitabı ise, 1947’de yayımlanan Dünya İşleri’dir.

Önceleri Garip ve İkinci Yeni akımlarını kendine özgü bir şekilde yorumlayan Birsel, 50’li yılların ortalarından itibaren Garip akımından uzaklaşmıştır. Bundan sonra, kendine özgü diliyle bütünleşen bağımsız bir şiir anlayışı geliştirmiştir.

Salah Birsel, düzyazılarında olduğu gibi şiirlerinde de mizah ve zekaya dayalı yergiyi ön planda tutmuştur. 

1972’de yayımlanan Haydar Haydar isimli şiir kitabının ardından 20 yıldan uzun süre şiire ara vermiş ve düzyazı türüne ağırlık vermiştir.

‘Şiirde duyarlığın, yüzeyde saptamaların değil, zekanın zaferini aradı. Konularını alaya alır göründü, duyarlığı öldürür görünerek ona düşündürücü yanı çoğalmış bir tazelik kattı.’

Behçet Necatigil

‘Şiirin İlkeleri’

1947 yılında, Suut Kemal Yetkin’in çıkardığı Sanat ve Edebiyat dergisinde Şiirin İlkeleri başlığında yazıları yayımlanmaya başlamıştır.

Deneme türüne yakın olan bu yazılarda, şiir ve edebiyatın kuramları ile pratiğini araştırmış ve aktarmıştır.

Birsel’in Şiirin İlkeleri yazıları Sanat ve Edebiyat’ın ardından Varlık, Kaynak, Yedi Tepe, Edebiyat Dünyası ve Pazar Postası gibi çeşitli edebiyat dergilerinde yayımlanmaya devam etmiştir.

Şiirin İlkeleri, 1952 yılında aynı isimle kitap olarak da basılmıştır.

Deneme Türünde İlk Yazısı

Küçük yaşlarında yazmaya başlayan Birsel, yıllar sonra 18 yaşına kadar yazdığı tüm taslakları özgün olmadıkları düşüncesiyle yok ettiğini ifade etmiştir.

İlk düzyazısı, 1934 yılında Saint Joseph Koleji’nde okuduğu dönemde yayımlanır. Yazı, Halit Ziya Uşaklıgil üzerine bir denemedir ve Fransızca bir dergide yer almıştır.

‘Bir düşünce kendiliğinden ya doğrudur, ya değildir. Değilse ona başkalarının katılması düşüncenin doğruluğunu göstermez.’

Dört Köşeli Üçgen

İsminin Duyulması ve Denemeleri

1970’li yıllardan itibaren düzyazı türüne yönelen Birsel’in isminin duyuluşu art arda yayımlanan denemeleri sayesinde oldu.

Birsel’in ilk deneme kitabı, 1969 yılında Kendimle Konuşmalar ismiyle yayımlandı. Son deneme kitabı ise, 1994 yılında yayımlanan Gece Mavisi oldu. Ayrıca yazdığı tüm denemeleri, 14 ciltlik Binbir Gece Denemeleri isminde bir kitapta toplamıştır. 

Genellikle sanat ve edebiyat dünyasını konu aldığı denemelerinde, anılarına ve sanatçıların yaşamlarından kesitlere yer vermiştir.

Kendine özgü bir üslupla ve günlük konuşma dilinde yazdığı denemelerinde, az bilinen deyim ve kelimeler ile kendi türettiği deyişleri kullanmıştır. 

İroni, öğreticilik ve düşündürücü olma, Salah Birsel denemelerinin ortak özelliğidir.

Ben piyano çalıyorum sen orada kaç yıl
Saçlarını at seni sevmeyi değiştiriyor çünkü
Ellerini at gözlerini at dudaklarını at yoksa
Ben seni öpüyorum senin dudaklarınla her gün

Senin gökyüzün benim gökyüzümden piyanolu
Kirpiklerini at gözlerini öpüyorum çünkü
Kaşlarını at ağzını at kulaklarını at
Ben seni okşuyorum senin esmerliğinle yoksa

Ben senin dişlerinle gülüyorum daha ne
Senin yıldızların her gece Beethoven’li
Piyanoyu al seni düşünmeyi tutuyor çünkü
Ben seni sevdalıyorum sen orada kaç yıl

Köçekçeler

Günlükleri

Birsel’in ilk günlüğü 1950’de Beş Sanat dergisinde yayımlanmıştır. Günlük türündeki ilk kitabı ise, 1955 yılında yayımlanan Günlük’tür.

Ülkemizde edebi günlük yazan az sayıdaki isimden biri olan Salah Birsel, 1986 yılında yayımlanan Yaşlılık Günlüğü isimli kitabıyla Sedat Simavi Edebiyat Ödülü almıştır.

Kaleme aldığı günlükle önemli bir edebiyat ödülü kazanan ilk yazar olarak da Türk edebiyat tarihinde yerini almıştır.

Salâh Birsel Günlükleri

  • Günlük, 1955
  • Kuşları Örtünmek, 1976
  • Günlük ve Kuşları Örtünmek’in bir arada olduğu Hacivat Günlüğü, 1982
  • Yaşlılık Günlüğü, 1986
  • Aynalar Günlüğü, 1988
  • Bay Sessizlik, 1990
  • Nezleli Karga, 1991
  • Geceyarısı Mektupları, 1991
  • Yalnızlığın Fırınlanmış Kokusu, 1992
  • Yanlış Parmak, 1995
  • Papağanname, 1995

‘Gelgelelim, insanlar, uşaklık pahasına elde ettikleri bir lokma ekmeği yitirmekten korktukları için görünüşlerin ötesine geçmekten çekiniyorlar, gözlemci olmağa yanaşmıyorlardı.’

Dört Köşeli Üçgen

Salâh Bey Tarihi

Birsel’in deneme, anı ve gezi gibi farklı türleri bir araya getirdiği Salâh Bey Tarihi isimli, beş ciltlik serisi; Kahveler Kitabı, Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu, Boğaziçi Şıngır Mıngır, Sergüzeşt-i Nono Bey ve Elmas Boğaziçi İstanbul-Paris kitaplarından oluşmaktadır.

Biyografi, İnceleme-Araştırma ve Gezi Yazıları

Genç yaşta yaşamını kaybeden Rüştü Onur’un hayatını anlattığı ve şiirlerine yer verdiği Rüştü Onur, 1956 yılında yayımlanmıştır.

Birsel’in inceleme-araştırma türündeki ilk kitabı, 1967’de yayımlanan ve lisans alanı Avrupa’da Resim Sanatı ile örtüşen Fransız Resminde İzlenimcilik’tir. İkincisi ise, 1972’de yayımlanan Goethe’dir.

Yazarın tek gezi kitabı, 1987’de yayımlanan Kıbrıs’a Selam’dır.

Ölüme durmak için bile
Ölünecek şehre değil 
Yaşanacak şehre gidiyordu

Köçekçeler

Dört Köşeli Üçgen

Dört Köşeli Üçgen Birsel’in tek romanıdır. Kitap, 1957 yılında, Ulus gazetesinde tefrika halinde basılmış ve 1960 yılında kitaplaştırılmıştır.

Birsel’in insanlığın zaaflarını, yalanlarını, doğru-yanlış algısını, taktığı maskeleri ve toplumun ikiyüzlülüğünü felsefi bir bakış açısıyla değerlendirdiği roman, okuyucuyu gözden kaçırdığı ya da görmekten imtina ettiği gerçeklerle yüzleştirir.

‘Doğrusu ya, insanlar, kendi türlerine benzememeye, herkesten başka bir adam olmaya pek çok değer veriyorlardı. Ama çevrelerinden kaçmak, çevrelerinin üstüne çıkmak için attıkları her adım onları çevrelerine öykünmeye götürüyor, her davranış onları bulundukları yere çiviliyordu. İnsanlarda bir dışlanmak korkusudur gidiyordu.’

Dört Köşeli Üçgen

E-bültenimize kaydolun.