12 Mart 2018

Stoa Okulu: Doğayla Uyum İçinde Yaşama Sanatı

Stoa Okulu ya da Stoacılık, M.Ö. 4. yüzyılda, Kıbrıslı Zenon ve Kleanthes tarafından kurulmuştur.

Okul, duvarları resimlerle süslü sütunların oluşturduğu bir yerde kurulduğu için, Yunancada sütunlu giriş anlamına gelen Stoa ismini almıştır.

Megara Okulunun bir kolu olan Stoa Okulu, Helenistik felsefenin en önemli akımlarından biridir.

Marcus_Aurelius büstü

Marcus Aurelius

Erken ya da ilk dönem Stoa Okulu temsilcilerine Zenon, Khrysippos, Kleanthes, Tarsuslu Zeno ve Tarsuslu Antipater,

Orta dönem temsilcilerine; Panaetius, Paseidonios, Sidonlu Boethus, Rodoslu Panetius, Apameli Posidonius, Tarsuslu Arkhemedes ve Babilli Diogenes,

Geç dönem ya da Roma Stoası temsilcilerine ise; Cicero, Seneca, Marcus Aurelius, Epiktetos ve Gainus Musonius Rufus örnek verilebilir.

Roma döneminin ardından da Stoacılık canlılığını korumuştur. Özellikle Montaigne, Descartes ve Pascal, Stoacı düşünceyi derinleştiren isimler arasında yer alırlar.

Stoa Okulu mantık, fizik / metafizik ve ahlak olarak üç bölüme ayrılır.

Mantık; bilgelik, adalet, yiğitlik, ölçülülük ve dürüstlük gibi diğer erdemleri içine alan en büyük erdemdir. Mantık, bilge bir insana doğru ile yanlışı ayırt etme yeteneği kazandırdığı için önemlidir.

Stoacılara göre somut gerçeklik canlı bir bütünü oluşturur. Tüm maddi varlıklarda evrenin ruhu vardır. Evrenin yapısı ve yasaları ile ilgili sorunlar ancak fizik bilgisiyle çözülebilir.

Ahlak ise, insanı mutluluğa götüren nedir, hayatın anlamı nedir, insanın ölüme karşı tutumu nasıl olmalıdır gibi sorularla ilgilenir.

Stoacılar, ahlaki bir akılcılığı benimserler.

Bilge kişi, mantığa uygun olarak doğayla uyum içinde yaşayan kişidir. Doğaya uygun yaşamak, kişinin kendisiyle uyumlu olmasıdır. Kişi ne ise onu yapmalı ya da yaptıkları kendisiyle uyumlu olmalıdır.

İnsan doğasında akıl vardır ve insan aklı sayesinde aşırılıklar yaşamaktan kaçınabilir. Ölçülü bir yaşam kurabilir.

Tanrı, Stoacılara göre, doğadır ve doğadadır. Yaşamın anlamı, etrafımızı saran gerçekliğin içindedir.

Bu açıdan değerlendirildiğinde, Stoa Okulu Panteist bir yapıya sahiptir.

Stoa Okulunda insanın temel amacı mutluluktur. Mutluluğa ulaşmak içinse, doğayla uyum içinde, doğanın yasalarına uygun olarak yaşamak gerekir.

Mutluluk dış koşullarda aranmamalıdır. Mutluluk, insanın iç huzuru ve hürriyetidir.

Mutlu olmak için;

  • Ölümden korkulmamalıdır. Çünkü ölüm, ruhun, evrenin ruhuna geri dönmesidir.
  • Yaşam da dahil, her şey bize emanettir. Emanetlere en iyi şekilde bakmalı ve elimizden gittiklerinde, onları yalnızca geri verdiğimizi düşünmeliyiz.
  • Saygınlık, para, ün, mevki ya da güç önemli değildir. Bunlar tek başına insanı mutlu ya da mutsuz edemez.
  • Hayatın verdikleri kabul etmeliyiz.
  • Arzu ve korkulara teslim olmamalıyız.
  • Elimizde olmayan durumları arzulamamalıyız.
  • Değiştirme gücümüzün olmayan durumlardan kaçınmaya çalışmamalıyız.
  • Her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu kabul etmeliyiz.
  • Başkalarına karşı dürüst ve adil olmalıyız.
  • Sade ve tutarlı bir yaşamı tercih etmeliyiz.
  • Kendimize bağlı olmayan durumlarda, yazgımıza tamamen boyun eğmeliyiz.
  • Doğanın planladığı şekilde, kendimize düşen görevleri yerine getirmeliyiz.

Yazgıya boyun eğmek ve olumsuzlukları hoş görmek Stoacılar için kayıtsızlık, zoraki bir sabır gösterisi ya da katlanmak anlamına gelmez.

Stoacılar için tek iyi ve kutsal, doğa ile evrendir. Bu anlayış, Stoacıların, yaşananları sevgi ve neşeyle karşılamalarının ana sebebidir.

Stoacılar, evrenin kutsal bir otorite olduğuna, otoritenin bir iradeye sahip olduğuna ve bu iradeyi insana da yüklediğine inanırlar.

İnsan, aklı ve iradesiyle diğer canlılardan ayrılır ve bu özellikleriyle, tanrısaldır.

  • Evrende her şey ölçülü bir amaca göre hareket eder.
  • Her şey zorunlu olarak olur.
  • Evrende rastlantı yoktur.
  • Zorunluluk evrenin bütünü gibi insanların yaşamına da hakimdir.
  • Gücümüzün yettiği şeyler, bize bağlı olan arzularımız, kaçındıklarımız, amaçlarımız ve düşündüklerimizdir. Fakat tamamen bize bağlı olmayan mülk, itibar, makam, beden gibi şeylere gücümüz yetmez.
  • Gücümüzün yettikleri doğaları gereği özgür ve engelsizdir. İrademizin dışındakilerse engellenebilir, başkalarına bağlıdır ve dolayısıyla zayıftır. Eğer, doğası gereği başkasına bağlı olan bir şeyi özgür sayarsak mutsuz oluruz.

Yorumlar

E-bültenimize kaydolun.