1 Haziran 2018

Nazım Hikmet Ran: İnsanlığın, Aşkın ve Sılanın Şairi

Büyük şairimiz Nazım Hikmet Ran’ın hayatını, sanatını ve aşklarını bir listeye sığdırmanın mümkün olmadığını farkındayız. Fakat 10layn’ı onsuz bırakmak istemedik.

Nazım Hikmet Ran, nam-ı diğer Romantik Komünist, Romantik Devrimci, Mavi Gözlü Dev…

Kendine özgü üslubuyla Türk şiirinin gelişimine büyük katkı sağlayan Nazım Hikmet’in 1902’de Selanik’te başlayan yaşam yolculuğu 3 Haziran 1963’de Moskova’da sonlandı.

Eserleriyle çağdaş Türk edebiyatında derin izler bırakan yazar ve şair Nazım Hikmet, tüm dünyada 20. yüzyılın en büyük şairleri arasında gösterilmektedir.

Otobiyografi

1902’de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem.
üç yaşımda Halep’te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova’da komünist üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova’da Tseka-parti konukluğu ve
on dördümden beri şairlik ederim.

Kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
ben hasretlerin
hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir

Otuzumda asılmamı istediler,
kırk sekizimde barış madalyasının bana verilmesini
verdiler de.
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metrekare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatte uçtum Prag’dan Havana’ya

Lenin’i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924’te
961’de ziyaret ettiğin anıtkabri kitaplarıdır
partimden koparmağa yeltendiler beni
sökmedi
yıkılan putların altında ezilmedim

951’de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstünde ölümün
52’de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü

sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo’ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımın
içtim ama akşamcı olmadım

hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı, ne mutlu bana
başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
ama durup dururken de yalan söyledim
bindim trene, uçağa, otomobile,
çoğunluk binemiyor.
operaya gittim,
çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere ben de gitmedim 21’den beri
camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye,
ama kahve falına baktırdığım oldu
yazılarım otuz kırk dilde basılır
Türkiyem’de Türkçemle yasak

kansere yakalanmadım daha
yakalanmam da şart değil
başbakan filan olacağım yok
meraklısı da değilim bu işin

bir de harbe girmedim
sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın
sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin’de kederden gebermekte olsam da
insanca yaşadım diyebilirim

ve daha ne kadar yaşarım,
başımdan neler geçer
kim bilir.

11 Eylül 1961, Doğu Berlin

Ülkemizde Toplumcu Gerçekçi şiirin öncülerinden olan Ran, serbest nazımı ilk kullanan şairlerden de biriydi.

İlk şiirlerini aruz ve hece ölçüsüyle yazmış olsa da içerik olarak diğer hececi şairlerden farklı tema ve konulara değiniyordu.

Zaman içinde hece ölçüsü de aruz ölçüsü de Nazım Hikmet’e yetmedi. Yeni formlar aramaya başladı ve Sovyetler Birliği’nde yaşadığı ilk yıllarda fütürist şairlerden etkilenerek şiirlerini serbest ölçüyle yazmaya başladı.

nazım hikmet sovyetler posta pulu

Geride bıraktığı eserlerle ve politik duruşuyla ne ülkemizin ne de dünyanın tarihinden silinmeyecek olan Ran, şiirden masala ve oyundan romana kadar pek çok edebi türde onlarca eser verdi.

Şiirleri 50’den fazla dile çevrilen Nazım Hikmet, yasaklı olduğu dönemlerde Orhan Selim, Ahmet Oğuz, Mümtaz Osman ve Ercüment Er isimleriyle yazdıklarını yayımlattı.

‘Biz kahve değirmeniyle, kahve cezvesiyle, kahvesiyle, eviyle, minderiyle, hukukuyla, felsefesiyle kendimize bir ikinci dünya yaratırız. Sonra da bu yarattığımız dünyanın esiri oluruz. Başlar o bizi yaratmaya.’

Siyasi düşünceleri sebebiyle defalarca tutuklanan, ülkesinden sürülen, vatan haini ilan edilen ve 1951 yılında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkartılan Nazım Hikmet, yaşamı boyunca pek çok zorlukla savaştı.

İnişli çıkışlı yetişkinlik döneminin çoğunu cezaevinde ve sürgünde geçirdi.

Hayatı boyunca 11 davadan yargılandı.

10 Ocak 2009 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan, 5 Ocak 2009 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile ölümünden 46 yıl sonra yeniden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldu.

‘İki türlü hapislik vardır. Birincisinde insan içerde, hapishanede olur, fakat dünyanın nimetleri dışarda, hür ve serbest… İkincisinde, insan dışarıda, hür ve serbesttir, fakat dünyanın nimetleri içerdedir, hapistedir… Ve bu iki hapislikten ikincisi birincisinden kötüdür.’

Bahriye mektebinde öğrenim gördüğü sırada geçirdiği zatülcenp hastalığının ardından askerlikten çürüğe çıkarıldı. Fakat İstanbul işgal edildiğinde Milli Mücadeleye katılmak için Anadolu’ya gitti.

Kısa bir süre Bolu’da öğretmenlik yaptı ardından da, Rus devrimine olan ilgisi sebebiyle, Batum’dan Moskova’ya geçti.

Moskova’da Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde siyasal bilimler ve iktisat öğrenimi gördü.

1924 yılında, 28 Kanunisani isimli şiir kitabı Moskova’da yayımlanan ilk eseri oldu. Aynı yıl, Türkiye’ye geri döndü ve Aydınlık Gazetesi’nde çalışmaya başladı.

Yazdığı şiir ve yazılar sebebiyle 15 yıl hapsi istenince yeniden Sovyetler Birliği’ne gitti. 1928 yılında çıkarılan Af Kanunundan faydalanarak Türkiye’ye döndü ve bu kez Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı.

1932 yılında, 4 yıl hapse mahkum edildi; ancak Onuncu Yıl Affından faydalandı.

‘İki şeyi birden düşünmek zaaftır, usta. İnsan tek bir şeyi kuvvetle düşünmeyi öğrenmeli. Delilerin o zincirleri kıran kuvveti nereden gelir, bilir misin? Sabit bir tek fikir taşımalarından. Tarihin bütün büyük adamları bir tek fikrin ağrısıyla kıvranmışlar.’

Türkiye’de bulunduğu sürede çeşitli dergi ve gazetelerde yazılar yazmasının yanı sıra gazetecilik yapan ve film stüdyolarında senaryo ekipleriyle çalışan Nazım Hikmet, 1938 yılında orduyu ve donanmayı isyana teşvik ettiği iddiasıyla 28 yıl 4 ay hapse mahkum edildi.

Demokrat Parti’nin 1950’de çıkardığı af yasası kapsamına alınması için aydınlar tarafından büyük bir kampanya başlatıldı, hukukçular yasal yollara başvurdu ve Ran, açlık grevine başladı.

Tüm bu çabanın sonucunda Nazım Hikmet, 13 yıl mahkumiyetin ardından özgürlüğüne kavuştu.

nazım hikmetin imzası

1950’de serbest kalmış olsa da kitapları yayımlanmadı, oyunları oynanamadı; iş bulamadı. Ve 50 yaşındayken hakkında askerlik kararı aldı.

Askere alındığında öldürülmekten korkan Ran, dostu Refik Erduran’ın teklifini kabul ederek Karadeniz’de seyreden bir Romanya bandıralı gemiyle Türkiye’den ayrıldı. Romanya üzerinden de Moskova’ya gitti.

‘Çok şükür aşığım… Bana öyle geliyor ki bir tek insana, yüz milyonlarca insana, tek bir ağaca, bütün ormana, tek bir düşünceye, birçok düşünceye ve fikre aşık olmadan yaşamak, yaşamak değildir.’

Nazım Hikmet ve Aşkları

Pek çok defa aşık olan ve aşklarını şiirlerinde yaşatan Nazım Hikmet, Sovyetler Birliği’ne ilk gittiği dönemde önce Nüzhet Hanım’la ardından da Doktor Lena olarak da tanınan Yelena Yurçenko’yla evlendi.

İkinci evliliğini de sürdüremeyen şair, 1935 yılında büyük aşklarından biri olan Piraye’yle evlendi. Piraye’den boşandıktan sonra dayısının kızı Münevver’le evlendi.

Yaşamı boyunca kısa ve uzun süreli birçok ilişki ve çok defa büyük aşklar yaşayan şair son evliliğini ise, Vera Tulkova’yla yaptı.

1965 yılında, Vâlâ Nureddin, arkadaşı olan Nazım Hikmet’le anılarını ‘Bu dünyadan Nazım Geçti’ kitabında toplamıştır.

2007 yılında, şairin Bursa Hapishanesinde geçirdiği dönemi anlatan ‘Mavi Gözlü Dev’ isimli film çekilmiştir.

Bedri Rahmi Eyüboğlu, ‘Zindanı Taştan Oyarlar’ isimli şiirini Bursa Cezaevinde açlık grevi yapan Nazım Hikmet için yazmıştır.

‘Salkım Söğüt’ isimli şiiri, 2014’te Ethem Onur Bilgiç’in animasyon filmine konu olmuştur.

UNESCO 2002 yılını Nazım Hikmet Yılı ilan etmiştir. Bu kapsamda Suat Özönder ‘Şarkılarla Nazım Hikmet’ isimli bir albüm hazırlamıştır.

Nazım Hikmet’in şiirleri çok defa farklı sanatçılar tarafından bestelenmiştir. Bestelenen şiirlerinin bazıları;

  • Aynı Daldaydık ve Şeyh Bedrettin Destanı; Ahmet Kaya
  • Masalların Masalı, Onlar Ki, Kadınlarımız; Ruhi Su
  • Karlı Kayın Ormanı, Bulut Mu Olsam, Kız Çocuğu, Hoşçakal Kardeşim Deniz, Saat Dört Yoksun, Vapur ve Memetçik Memet; Zülfü Livaneli
  • Şeyh Bedrettin Destanı, Mavi Liman, Ceviz Ağacı, Herkes Gibi, Hoşgeldin Kadınım, Memleketim, Davet, Kerem Gibi; Cem Karaca
  • Güzel Günler Göreceğiz, Korkuyorlar ve Gidenlerin Türküsü; Edip Akbayram
  • Mapushane Kapısı, Sen ve Öldükten Sonra; Yeni Türkü
  • Bu Memleket Bizim, Ben Bir Asker Kaçağıyam, İnsanların İçindeyim ve Veda; Grup Yorum

Ölümünden Önce ve Sonra Yayımlanan Eserlerinden Bazıları

  • Dağların Havası, 1925
  • Güneşi İçenlerin Türküsü, 1928
  • 835 Satır, 1929
  • Varan 3, 1930
  • Sesini Kaybeden Şehir, 1931
  • Benerci Kendini Niçin Öldürdü?, 1932
  • Unutulan adam, 1934
  • Portreler, 1935
  • İt Ürür Kervan Yürür, 1936 (Orhan Selim ismiyle)
  • Kurtuluş Savaşı Destanı, 1937
  • Yeşil Elmalar, 1938
  • La Fontaine’den Masallar, 1949
  • Saat 21-22 Şiirleri, 1965
  • Kan Konuşmaz, 1965
  • Yaşamak Hakkı, 1966
  • Rubailer, 1966
  • Memleketimden İnsan Manzaraları, 1966-67
  • Yusuf ile Menofis, 1967
  • Kuvayı Milliye, 1968
  • Faşizm Sınıflar ve Emperyalizm, 1975
  • Kadınların İsyanı, 1990
  • Masallar, 1991
  • Piraye’ye Mektuplar I – II, 1998
  • Bizim Radyoda Nazım Hikmet, 2002

‘Aslanı kafese alıştırmak için onu yavruyken tutup içeri atarlar. Bizi kırk yaşında kafese koysalar, üçüncü gün yerimize alışırız. Ve on sene kafeste kaldıktan sonra dışarı salsalar, on yıl yattığımız yeri üç haftada unutuveririz.’


Yorumlar

E-bültenimize kaydolun.