6 Şubat 2018

İnsanlık Tarihinin En İlginç Deneyleri

İnsanlık tarihinin en ilginç deneyleri arasından bir kısmını biz listeledik, siz de yorumlarınızla bu listeyi genişletebilirsiniz.

Bilim, gelişmenin ve ilerlemenin en önemli aracı ve bu da, ancak deneylerle sağlanabiliyor. Deney yapılmadığında yüzeysel ve yetersiz kalacak konular, deneyler sayesinde en doğru şekilde ortaya çıkabiliyor.

Bazı deneylerse tuhaflığı, şaşırtıcılığı ve verdiği zararlarla biliniyor.

Milgram ya da İtaat Deneyi

İnsan ve hayvan davranışları pek çok bilim insanı tarafından incelenmiştir. Pavlov’un köpeği; Burrhus Frederic Skinner’ın fare ve güvercinlerde, öğrenilmiş bilgiye göre davranış değişikliği olup olmadığını ya da Harry Harlow’un canlıların anne şefkatine olan ihtiyacını inceleyen deneyleri bunlara örnek verilebilir.

İnsan davranışlarını inceleyen bir diğer bilim insanı ise, Stanley Milgram.

Milgram’ın 1960’lı yıllarda, Yale Üniversitesi’nde yaptığı ve Milgram ya da itaat deneyi olarak isimlendirilen deneyinde başlangıç noktası, II. Dünya Savaşı sırasında insanlara işkence yapan Alman askerlerin bunu emirler doğrultusunda yaptıklarına dair açıklamaları olmuştur.

Milgram’ın deneyinde, denekler, kura ile öğretmen ve öğrenci olarak ikiye ayrıldılar. Ancak Milgram, kurada hile yaparak deney için eğitilmiş yardımcılarının öğrenci, kullanılan deneklerin öğretmen olmasını sağladı. Bundan deneklerin haberi yoktu, ancak yardımcılarının haberi vardı. Deneklere, öğrenmede cezanın etkisinin araştırılacağı bilgisi verildi.

Denek öğretmenlerden, öğrenciler bilgilere yanlış cevap verdiğinde onlara elektrik verilmesi ve yanlış cevaplar artarsa voltajın da artırılması istendi. Öğretmen ve öğrenciler birbirini duyabilecek fakat göremeyeceklerdi.

Hileli kuranın ardından Milgram’ın öğrenci konumunda olan yardımcıları, tüm sorulara bilerek yanlış cevap verdiler. Öğretmen denekler de elektrik voltajını giderek artırdılar.

Deney sırasında öğrencilere elektrik verilmiyordu, ancak öğretmenler böyle olduğunu düşünüyordu. Öğretmen, her yanlış sorunun ardından öğrenciye elektrik şoku uyguluyordu ve bu sırada, cihaza bağlı bir ses kayıt çalışıyordu. Voltaj arttıkça ses de yükseliyordu, yalvarıyordu ve deneyin durdurulması için kalp rahatsızlığı olduğunu söylüyordu.

Birçok denek, öğrencinin ne halde olduğunu görmek ya da deneyi durdurmak istedi. Fakat gözlemci, öğretmen konumundaki deneklere devam etmeleri için uyarılarda bulunuyordu.

Denek öğretmenlerden hiçbiri 300 volta ulaşıncaya kadar şok uygulamakta tereddüt göstermedi. 300 volttan sonra tereddüt etmeye ve deneyi sorgulamaya başladılar. Bir kısmı kendilerine ödenecek parayı geri vermeyi teklif etti. Ancak deneklerin pek çoğu, öğrencilerin başına geleceklerden sorumlu tutulmayacaklarını öğrendiklerinde deneye devam etti. %65’i huzursuz olduğunu ifade etse de en yüksek voltaj olan 450 volt elektrik şoku uyguladı.

Deney, öğretmen denek 3 kere üst üste 450 volt uyguladığında durduruluyordu ya da gözetmenin uyarılarına rağmen denekler deneye devam etmemeyi seçebilirlerdi.

Deney için seçilen deneklerin hiçbiri sadist ya da psikopat değildi. Fakat, itaat etme ve sahip olunan gücün insanı ne şekilde değiştirdiği açıkça gözlenmişti.

Milgram’ın kendisi ve farklı psikologlar tarafından dünyanın pek çok yerinde itaat üzerine deneyler yapıldı. Sonuçlar birbirine çok yakındı.

skinner laboratuvarı ve güvercin deneyi

Burrhus Frederic Skinner

Delgado Deneyleri

Jose M. R. Delgado, tuhaf deneyleriyle tüm dünyada ismini duyurmayı başarmış bilim insanlarından biri. Deneylerinden biri de, 1964 yılında, hayvanların beyinlerine elektrotlar yerleştirerek onları bir kumanda ile yönlendirebileceğine ve davranışlarını yönetebileceğine inanmasıyla başladı. Bu çalışmayı ilk olarak bir boğa üzerinde denedi.

Matador gibi hazırlandı, boğanın beynine elektrotlar yerleştirdi ve deneyi uygulamaya başladı. Bir elinde kırmızı pelerin bir elinde telsiz gibi çalışan bir uzaktan kumandayla arenaya çıktı. Boğa serbest bırakıldı. Serbest bırakılan boğa, arenada hızla gezinen Delgado’ya doğru koşmaya başladı.

İzeyicilerin tüm korkusuna rağmen Delgado, elindeki kumandada bir tuşa basarak boğayı durdurmayı başardı. Kumandanın bir başka düğmesine basaraksa, boğanın kaçmasına sebep oldu. Böylece deneyi başarıyla sonuçlanmış oldu.

Çok sayıda bilim insanı tarafından Delgado’nun deneyini çürütmek için deneyler yapıldı. Ancak Delgado, maymunları esnetebileceğini ve kedileri salgınlaştırabileceğini gösteren yeni deneyler yaptı ve bunlar da başarıyla sonuçlandı.

Delgado’nun bu deneyleri, beyindeki elektriksel uyarımla bazı hastalıkların tedavi edilebilmesi, engelli insanların bilgisayarları yönetebilmesi ve iletişim kurabilmesi, protez organların kontrol edilebilmesi gibi pek çok gelişmenin önünü açtı.

MK-ULTRA

CIA’in, bugün bile, kamuoyuyla paylaşılmamış pek çok deney yürütmüş olduğunu biliyoruz.

Bunlardan biri de 1953 ile 1973 yılları arasında yürüttüğü ve insan davranış mühendisliği deneylerinin yapıldığı, MK-ULTRA isimli program.

MK-ULTRA’nın 150 alt projesi hala ‘çok gizli’ kabul edildiği için bunlar hakkında da bilgiye ulaşamıyoruz. Ancak belgelerin birinde, hafıza kaybına neden olan malzeme ve fiziksel tekniklerden bahsedilmesi, programın amaçlarından birinin, beyni yıkanmış CIA ajanları yetiştirmek olabileceğine dair pek çok söylenti yayılmasına sebep olmuştur.

Ayrıca program sırasında, ABD ve Kanada’da sivillerin zihinsel durumlarını manipüle etmek için çeşitli metodolojiler –hipnoz, duyu yoksunluğu, izolasyon, cinsel istismar, vb.) ve psiko-aktif ilaçların (LSD gibi) denendiği biliniyor.

cia deneyleri

Stephenson Deneyi

Hayvan davranışlarını ve öğrenmeye dayalı davranış değişikliğini inceleyen bir diğer bilim insanı, G.R. Stephenson.

Stephenson’un maymunlar üzerinde yaptığı deney muz-korku sistemine dayanıyor. Bir kafese 5 maymun yerleştiren Stephenson, kafesteki tüm maymunları ıslatabilecek basınçlı soğuk su düzeneği de oluşturuyor. Ayrıca kafesin ortasına muz asıyor ve muzun altına merdiven yerleştiriyor.

Maymunlardan biri merdiveni çıkıp muzu almaya yeltendiğinde basınçlı su sistemi çalışıyor ve tüm maymunlar soğuk suyla ıslatılıyor. Maymunlar hemen pes etmemiş olsa da bir süre sonra aralarından biri muza yöneldiğinde diğerleri ona saldırmaya başlıyor. Zamanla maymunların hiçbiri muza hamle yapmamaya başlıyor.

Stephenson, tek tek maymunları değiştirmeye başlıyor. Her yeni gelen maymun muza hamle yaptığında diğer maymunların saldırısına uğruyor ve maymunlar muza ulaşma çabalarını bırakıyorlar.

Deneyin sonunda, deneye başlayan ve soğuk suya maruz kalan maymunların tümü değişmiş oluyor. İçerideki maymunlarınsa hiçbiri soğuk suya maruz kalmıyor. Yine de maymunlar muzun bekçiliğini yapıyor ve ona ulaşmaya çalışmıyorlar.

John Watson, Klasik Koşullanma-Korku Deneyi

John Watson, klasik koşullanma ve korkuyla ilgili deneyinde denek olarak yalnızca 8 aylık olan Albert’i seçmişti.

Deney başlamadan önce Albert’e beyaz bir fare, bir tavşan, yanan kağıt parçaları, pelüş oyuncaklar ve maske gibi çeşitli nesneler gösterildi. Albert’in bu nesnelerden herhangi birine karşı bir korkusu olup olmadığı test edildi. Beklendiği gibi Albert’in hiçbirine karşı bir korkusu yoktu. Nesneleri gördüğünde gülümsüyordu.

Deneyin ilk bölümünde, Albert eşya ve renklerden arındırılmış bir odaya koyuldu. Albert önce beyaz fare ile yalnız bırakıldı. Albert’in tepkisi yine olumlu oldu. İkinci aşamada, Albert ile fare odada yalnızdı ancak Albert fareye dokunduğunda çekiç sesleri geliyordu. Sesleri duyan Albert ağlamaya başladı. Böylece fareye karşı korku geliştirdi. Ardından Albert’e beyaz tüylü oyuncaklar ve maskeler gösterildi ve Albert her seferinde ağlamaya başladı. Sonuç olarak, Albert beyaz tüylü nesnelere karşı korku geliştirmiş oldu.

Deney pek çok etik tartışmasına konu oldu. Fakat sonrasında Albert’in yaşamının ne şekilde değiştiği bilinmiyor.

deney, beyaz fare

Cinsiyet Değiştirme Deneyi

John Money; doğuştan idrar yapma problemleri yaşayan, 6 aylıkken penisi yakılarak sünnet edilen ve bu işlem sırasında penisinin tamamı yanan David Reimer’in cinsel kimliğini yeniden oluşturmak için bir deney planladı.

Money, Reimer’e yeniden penis yapılmasını desteklemedi, ona vajina operasyonu yapılmasını istedi. Money’e göre; Reimer erkek olarak dünyaya gelmiş olsa da kadın cinsel kimliğini öğrenebilirdi.

İlk aşamada Reimer vajina operasyonu geçirmedi. Fakat 10 yaşına kadar kız çocuk oyuncaklarıyla oynanmaya zorlandı ve pembe kıyafetler giydi. Ayrıca cinsel kimlik farklılıklarıyla ilgili çok sayıda psikolojik deneye maruz kaldı.

İlk kez 13 yaşında intihar etmeyi deneyen Reimer, ilerleyen yıllarda hormonların etkisiyle büyüyen göğüslerini aldırdı ve penis ameliyatı geçirdi. 38 yaşına geldiğindeyse üç üvey çocuğu olan bir erkek olarak intihar etti.

Üçüncü Dalga Deneyi

Die Welle gibi çeşitli filmlere de konu olan ve otorite üzerine yapılan sosyal deney, Ron Jones tarafından yürütüldü.

Deneyde, demokrasiyi benimsemiş toplumlarda faşizmin yeri ve ortaya çıkma olasılığı araştırılıyordu. Cubberley Lisesinde okuyan öğrencilerin bir bölümüne, özel oldukları ve diğer öğrenciler üzerinde otorite uygulayabilecekleri söylendi. Nazi selamı öğretildi.

Güce, disiplin ve katılımla sahip olabileceklerine inandırılan öğrenciler çok kısa bir süre içinde kendi sloganlarını ve logolarını yarattılar. Ardından kendi gruplarına dahil olmayan öğrencilere kötü davranmaya, onları dışlamaya ve hor görmeye başladılar. Bir süre sonra kontrol edilemez bir noktaya gelen deneye dördüncü gününde son verildi.

die welle film afişi

Stanford Deneyi

1971 yılında, Psikolog Philip Zimbardo Stanford Üniversitesi’nde hapishane koşullarının mahkum ve gardiyanlar üzerindeki etkisinin araştırıldığı bir deney gerçekleştiriyor.

Mahkumlara uygulanan kötü muamelenin sebeplerinin ortaya çıkarılmasının amaçlandığı deneyde; sağlıklı, uyuşturucu ve benzeri maddeler kullanmamış, sabıkası olmayan 24 denek seçilir. Deneklerin hiçbiri daha önce hapishane deneyimi yaşamamıştır.

İki hafta sürecek deneyde, denekler kura yöntemiyle mahkum ve gardiyan rollerini oynamak üzere ikiye ayrılırlar.

Gardiyan rolünü oynayacak deneklere haki renkte elbiseler, göz temasını engellemek için aynalı gözlükler ve tahta coplar verilir.

Deneyin gerçekçi olması için Zimbardo, polisten destek istemiştir. Tutuklu rolünü oynayacak denekler, polisin de desteğiyle gardiyan rolünü oynayan denekler tarafından evlerinden alınırlar. Silahlı soygun suçundan tutuklanan 12 denek, polis araçlarıyla üniversitede kurulan hapishane laboratuvarına getirilirler.

Hapishane müdürü rolünü Zimbardo üstlenmiştir. Girişte tutuklulara arama, soyma, fotoğraf çekme gibi standart hapishane protokolleri uygulanır. Mahkumlara artık isimleriyle değil, onlara verilen numaralarla hitap edilecektir.

Deneyin ilk günü oldukça sakin geçer. İkinci günse, beklenmedik bir şekilde mahkum rolündeki denekler isyan çıkarır ve gardiyanların komutasına itiraz etmek için kapıların arkasına ranzalarla barikat kurarlar.

Bu plansız isyana karşı, gardiyan rolündeki denekler de sorumlulardan habersiz olarak harekete geçer ve isyancı mahkumların üzerine yangın tüpü sıkarlar.

İkinci günden itibaren deney beklenin dışında bir seyir izlemeye başlar. Denekler rol yaptıklarını bilse de gerçeklikten koparlar. Gardiyanlar çeşitli zulüm yöntemleri geliştirirken mahkumlar giderek sinmeye, silikleşmeye başlarlar. Aralarındaki birlik bozulur. Psikolojileri bozulur ve davranış bozuklukları da göstermeye başlarlar.

Deneyin altıncı günü, Psikolog Christina Maslach hapishane düzeneğini ziyaret eder. Deneyi izleyen yaklaşık 50 gözlemci hapishanede yaşanan işkenceyi fark etmemiştir ancak Maslach, deneyin durdurulmasını sağlar.

Deneyin erken bitirilmesi karşısında, mahkumların rahatladığı ancak gardiyanların huzursuz olduğu gözlemlenmiştir.

Mahkumlar Üzerinde Yapılan Deneyler

Kuzey Kore’nin, Nazilerin ve Japonların azınlıklar, savaş esirleri ve mahkumlar üzerinde çeşitli deneyler yaptıklarını biliyoruz. İnsan üzerinde yapılan deneylerden biri de 1950’li yıllarda Dr. Albert M. Kligman tarafından gerçekleştirildi.

Retin-A’nın mucidi olan Kligman, Holmesburg Hapishanesindeki mahkumlar üzerinde diş macunları, göz damlaları, deodorantlar, kremler ve şampuanlar gibi pek çok ürün denemiştir. Bu testler acı verici prosedürler gerektirmiş olsa da mahkumlardan hiçbirinin uzun vadede zarar görmediği açıklanmıştır.

hapishane hücresi

Willowbrook Hepatit Deneyi

1950’li yıllarda, zihinsel engelli öğrencilere yönelik, New York Eyaleti tarafından yönetilen Willowbrook Eyalet Okulu’nda hepatit salgını başladı.

Okulun sağlıksız koşulları, öğrencilerin hepatitle mücadele etmesini zorlaştırıyordu. Bu süreçte salgının araştırılması için okula Dr. Saul Krugman gönderildi. Krugman, aşı geliştirmek amacıyla bir deney önerisinde bulundu. Fakat deneyin gerçekleştirilmesi için hasta olmayan öğrencilere de kasıtlı olarak hepatit bulaştırılması gerekiyordu.

Pek çok eleştiriyle karşılaşılsa da öğrencilerin aileleri tarafından verilen izin dilekçeleri sonucunda çalışma kabul edildi.


Yorumlar

E-bültenimize kaydolun.