16 Mart 2018

Anadolu’nun En Cesur Nefesi: Neyzen Tevfik

Tevfik Kolaylı ya da evreni büyülü seslerle ifade eden nam-ı diğer Neyzen Tevfik.

1879 ile 1953 yılları arasında, hem dünyanın hem de doğduğu toprakların değişimine tanık olan Neyzen, aynı zamanda hicivleriyle tanınan bir şair ve besteciydi.

Düşeli derd-i firâkın ile sevdâya mey’e
Müptelâyım, deliyim, sinmişim esrâr-ı ney’e
Feleğin kahpe başında paralansın parası,
Ben güzel sevmeye geldim, değil ekmek yemeye.

Babasının tayini çıktığı için taşındıkları Urla’da ney dersleri almaya başlayan Neyzen Tevfik, aynı dönemlerde ilk epilepsi nöbetini geçirmiştir.

Hastalığını kontrol altına almak için eğitim hayatına ara vermiş ve bu süreçte ney üflemeye ve kendini bu alanda geliştirmeye devam etmiştir. Hastalığı bir ölçüde kontrol alındıktan sonra İzmir İdadisine gönderilen Neyzen, nöbetleri artmaya başladığında eğitimini yarım bırakmıştır.

Sonrasında İzmir Mevlevihane’sine giden Neyzen, burada sürgünde olan Tokadizade Şekip, Tevfik Nevzat ve Ruhi Baba gibi ünlü isimlerle tanışmıştır.

Aynı dönemlerde Arapça ve Farsça öğrenmeye başlayan Neyzen’in ilk şiiri, 1898 yılında Muktebes dergisinde yayımlanmıştır.

On dokuz yaşında eğitim için gittiği İstanbul’da Fethiye, Galata ve Yenikapı Mevlevihane’lerinde eğitim görmüştür.

İstanbul’da Tevfik Fikret, Ahmet Rasim, Yunus Nadi, Udi Nevres, Tanburi Cemil ve Mehmet Akif Ersoy’un da aralarında olduğu pek çok sanatçıyla tanışmıştır.

İstanbul’da yaşadığı dönemde, Azab-ı Mukaddes kitabının önsözünde belirttiğine göre, 100’e yakın plak doldurmuştur.

Özellikle halk tarafından sevilen ve benimsenen Neyzen Tevfik’in namı, 1900’lü yılların başında giderek yayılmıştır.

Dinleyen her zerreye bir hitabım var benim,
Kainat isminde hiçten bir kitabım var benim.
Ya hitabımdan okusun ya kitabımdan beni,
Yazdığım efsanede on altı babım var benim!
Heyetimde müttefik magrible maşrık, veçhe yok,
Gayr-i mer-i zerrede bin aftabım var benim.

1901’de dışarda kalması sorun olmaya başlayınca Mevlevihane’den ayrılmış ve çeşitli hanlarda kalmaya başlamıştır.

Hanlarda konakladığı yıllarda sıklıkla ziyaret ettiği kahvehane ve meyhanelerde yaptığı rejim karşıtı konuşmalardan dolayı şikayet edilmiş ve sorguya alınmıştır. Bir süre sonra serbest bırakılmış olsa da hükümet tarafından izlenmeye devam edilmiştir.

1902 yılında Bektaşi Tekkesine başlamış ve Bektaşi dervişi olmuştur.

Aynı yıl, ülkede artan baskıdan dolayı Mısır’a gitmiştir. Mısır’da, bir arkadaşıyla beraber Neyzenler Kahvehanesi açmıştır.

Mısır’da yaşadığı dönemde Abdülhamit Han’ın ağzından yazdığı bir hiciv sebebiyle tutuklanmak istenmiş ancak çevresi sayesinde bu durumdan kurtulmuştur. Daha sonra gazetelerde yazdığı bir yazıdan dolayı tutuklanma kararı kesinleşmiştir. Bu sebeple bir süre Kaygusuz Sultan Tekkesinde saklanmış, Meşrutiyet ilan edildikten sonra ise, İzmir’e dönmüştür.

Meşrutiyetin beklentilerini karşılamadığını ifade eden Neyzen, 1908 yılında yeniden İstanbul’a gitmiştir.

1910 yılında, annesinin ısrarıyla evlenmiş ancak evliliğini uzun süre yürütememiştir. Bu evliliğinden Leman ismini verdiği bir kızı olmuştur.

‘Uzun derbederlik hayatımda, o kaldırımdan bu kaldırıma; o kapıdan bu kapıya; o diyardan bu diyara; neyim ve meyimle bir kuru yaprak gibi savruldum.’

 neyzen tevfik

Birinci Dünya Savaşı sırasında mehterbaşı olarak görev yapan Neyzen, Cumhuriyetin ilanı sırasında Ankara’ya kardeşinin yanına gitmiştir.

Yaşamı boyunca otoriteye karşı olan Neyzen, cumhuriyeti, devrimleri ve 1926 yılında tanıştığı Atatürk’ü yücelten pek çok şiir yazmıştır.

Mey’de Bektaşi göründüm, Ney’de oldum Mevlevi,
Meşrebim Molla-yı Rumi, mezhebim Bektaşi’dir.

Epilepsi nöbetleri ve alkol tüketimi sebebiyle Toptaşı Tımarhanesi ve Zeynep Kamil Hastanesinde tedavi gören Neyzen, 1940’lı yıllarda Bakırköy Akıl Hastanesi’nde 21 numaralı koğuşa yerleşmiş, ancak koğuşta aralıklarla kalmıştır.

1946’da basın yararına bir konser veren Neyzen, 1950’de Onu Affettim ve Ağlayan Şarkı isimli iki filmde rol almıştır. Ölümünden önce, 1952 yılında Şehir Komedi Tiyatrosu’nda jübilesini yapmıştır.

Felsefemdir kitab-ı imanım,
Taparım kendi ruhumun sesine.
Secde eyler hakikatim her an,
Kalbimin ateş-i mukaddesine.

1930’lu yıllarda İstanbul Valisi Muhittin Üstündağ’ın yardımıyla konservatuvarda görevlendirilmiş ve bir süre için düzenli gelir sahibi olmuştur.

Bunun dışında, bilindiği kadarıyla, yaşamı boyunca düzenli bir geliri olmamıştır.

Neyzen Tevfik, 28 Ocak 1953 günü, profesörlerden evsizlere kadar büyük bir kalabalığın katıldığı cenaze töreniyle dünyadan uğurlanmıştır.

Bugün mezarı, Kartal Merkez Mezarlığı’ndadır.

Asrın yeni bir umdesi var, hak kapanındır.
Söz haykıranın, mantık ise şarlatanındır.
Geçmez ele bir pâye, kavuk sallamayınca,
Kürsî-i liyâkat, pezevenk puşt olanındır!

Alışılmış toplum kurallarının dışında bir yaşam süren Neyzen Tevfik, yalnızca içinden geldiği zaman ney üflemiştir. Sanatıyla para kazanmayı reddetmiştir.

Yaşamı boyunca hem konuşmaları hem de yazdıkları sebebiyle çok defa tutuklanmış ancak kısa sürelerde serbest bırakılmıştır.

Neyzen olarak kalıcı bir sanatçı olmak için çaba göstermemiş, sanatını zaman zaman müzik kurallarının dışına çıkarak icra etmiştir.

Hayatı boyunca siyasal ve dini baskıya, çıkarcılığa, yozlaşmaya, eşitsizliğe, zulme, yolsuzluğa ve haksızlığa karşı durmuştur.

Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti,
Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti.

BONUS

Hiç (1919) ve Azab-ı Mukaddes (1949) eserlerinin yanı sıra taksim ve semailer bestelemiş, çok sayıda fıkra ve şiir yazmıştır.

Sevdalı akşamlar tekin değildir,
Pek dolaşma gönül viranesinde
Gururlu güneşler boyun eğildir,
Şaka yoktur aşkın efsanesinde.
Çok mutlu yıldızlar çıktı çığırdan,
Farkı yoktur aşıkların sağırdan,
Önce dumanları başlar ağırdan,
Bir cezbeyim aşkın pervanesinde.
İhtimal vermezsin, hem inanmazsın,
Ateşler sarmıştır, sen uyanmazsın,
Mest olduktan sonra artık yanmazsın
Gönlüm gibi hikmet peymanesinde.
Taptığın mihraplar çöker bir anda,
Her şey olmuş bitmiş gibi meydanda
Tutuştu çırağlar, sevda devranda
Yanıyorum sazın teranesinde.
Bir serseriyim ki dur aman bilmem,
Kalbimden başka bir mekan bilmem,
Gök kandil olmuşum, asuman bilmem
Bu mavi gözlerin meyhanesinde.
Karanlık zülfünü bir görmek için,
Gök kanat oldum cin melek için,
Bana yeter artar buselik için
Hatıra telleri dil sanesinde.
Gönül rebabında olamaz düzen
Aşkım bu yıldızı yüzünden süzen,
Buluşuruz yarın, geceye Neyzen
Cananın kalbinde, gam lanesinde.


Yorumlar

E-bültenimize kaydolun.