7 Şubat 2017

10 Nedenle ‘Biraz Sessizlik, Lütfen!’

Temiz su kaynağı gibi sessizlik de bir kaynak. Sessiz çalışan bilgisayarları tercih ettiğimizi, sükunetin hakim olduğu meditasyon seanslarına katıldığımızı; az sayıda insan tarafından tercih edilen, doğayla iç içe tatil beldelerine gittiğimizi ve ses geçirmeyen kulaklıklar aldığımızı düşünürsek sessizliği bir pazarlama alanı olarak da kabul edebiliriz.

Sessizlik, bilimsel araştırmalarda genellikle kontrol gruplarına uygulanıyor olsa da yarattığı etki araştırmalar sırasında keşfediliyor. Yani, kazara. Fakat, araştırmalar neticesinde ortaya, gürültülü ve çok sayıda uyarana maruz kaldığımız dünyada sessizliğin, beynimiz ve bedenimiz için düşünmekten bile daha faydalı olduğu ortaya çıkıyor.

Dünya Sağlık Örgütünün 2011 yılı raporunda, gürültü kirliliği ‘modern veba’ olarak tanımlanıyor ve çevresel gürültünün, toplumun sağlığı üzerinde olumsuz etki bıraktığı belirtiliyor. Kulaklarımızı müzikle, televizyon ve radyo haberleriyle, reklamlarla dolduruyoruz ve elbette bunların dışında da pek çok sese maruz kalıyoruz.

Gün içinde tamamen sessiz ne kadar vakit geçiriyoruz?

19. yüzyılda bir hemşire ve sosyal aktivist olan Florence Nightingale, bir metninde gereksiz gürültünün sağlık açısından zararlı olduğuna, hastalık ve iyi olma durumuna etki ettiğine değiniyor. İhtiyaç duyulmayan seslerin strese, uyku düzensizliğine ve hastalıkların tekrarına sebep olduğunu; gürültü kirliliğinin ortadan kalkmasının ardından ise kan basıncının ve akışının düzeldiğini, duyma duyusunun iyileştiğini ve genel sağlığın da düzeldiğini söylüyor.

Araştırmalara göre yüksek ses seviyesi, stresi de artırıyor. Beynin amigdala bölümünü harekete geçirerek stres hormonu olan corsitolün salgılanmasına sebep oluyor. Çok fazla ses, stresi ve gerginliği artırırken sessizlik hem beyindeki hem de bedendeki gerilimi düşürüyor.

Günlük hayatta sürekli sese maruz kaldıktan sonra beynimizin düşünme, karar verme mekanizmaları ve problem çözme becerilerimizi etkileyen tüm bölümleri dinlenmeye, tazelenmeye ve yenilenmeye ihtiyaç duyuyor ve bunun için çaba gösteriyor. Bunu başaramadığımızda ise zihinsel olarak yorgun olmaya, odaklanamamaya, problem çözümlerinde sorun yaşamaya ve yeni fikirler üretememeye başlıyoruz. Beyin kendini ancak uyaran seviyesi azaldığında yenileyebiliyor. Bu yüzden sessizliğe ihtiyaç duyuyor.

 

Sessizlikte beynimizin hayal kurma, meditasyon yapma, geleceği düşünme ve düşüncelerin amaçsızca dolaşması gibi kendiliğinden kavrama bölümüyle iletişim kurmaya başlıyoruz. Zihnimizi belirli bir amaca odaklanmadan serbest bıraktığımızda ve dışsal etkilerden uzaklaştığımızda düşüncelerin, duyguların, hatıraların ve fikirlerin yer aldığı içsel dünyaya girebiliyoruz.

Beynimizin bu işleviyle bağlantıda olmak; deneyimlerimizi anlamlandırmamız, diğer insanlarla empati kurmamız, daha yaratıcı olmamız; zihinsel ve duygusal durumlarımızı farkına varmamız konusunda bize yardımcı oluyor. Bu da yüzeysellikten uzaklaşıp daha derin düşünebilmemizi ve daha yaratıcı olabilmemizi sağlıyor.


‘Sessizliğin yeni hücrelerin oluşumuna gerçekten etki ettiğini, nöronları değiştirdiğini ve sistemleri birbirine entegre ettiğini gördük.’

Imke Kirste (Biyolog, Duke Üniversitesi)

2013 yılında yapılan bir araştırmaya göre sessizlik beynin gelişmesini etkileyebiliyor. Günde iki saat sessiz kalmak; öğrenme, hafıza ve duygularla ilgili kilit bölge olan hipokampüste yeni hücrelerin gelişmesine yardımcı oluyor. Sessizlik hipokampüste nöron yenilenmesini düşüren depresyon, Alzheimer gibi durumlarda terapisttik bir  etki yaratabiliyor.

Luciano Bernardi, yapılan araştırmalarda dinlenilen farklı türlerdeki müziğin birbirinden farklı psikolojik değişimler yarattığını; ancak iki dakika sessizliğin, sakinleştirici müzik dinlemekten daha fazla olumlu etkiye sahip olduğunu söylüyor. İki dakikadan daha uzun süre sessizlikte bulunmak ise hem psikolojik hem de fiziksel olarak sakinleşmemize yardımcı oluyor.

2010 yılında Michael Wehr tarafından yürütülen bir araştırmaya göre işitme korteksi, çeşitli seslerden etkileniyor. Wehr, araştırması sırasında sessizliğin de ses korteksi üzerinde etkisi olduğunu görüyor ve ses korteksinde, müzik durdurulduğunda tıpkı sesin varlığında olduğu gibi başka bir etkinlik başladığını belirtiyor.

Joseph Moran, araştırmaları sonucunda yayınladığı bir makalede; beynin dinlenmeye geçtiğinde dışsal ve içsel bilgileri organize ettiğini; bilincimizin çalışma alanında sessizlik olduğunda, içsel ve dışsal bilgilerin işleme sürecinde özgür bir alan oluştuğunu ve bunun da dünyadaki yerimizi daha iyi algılamamızı sağladığını belirtiyor.

Etno-müzikolog Noora Vikman; eğer kendinizi tanımak, bilmek istiyorsanız kendinizle olmalı, kendinizle tartışmalı ve kendinizle konuşabilme becerisine sahip olmalısınız, diyor. Sessizlik, altındır. Beyni değiştirir, yaşamınızı değiştirir.

Tüm bunların yanı sıra gürültü kirliliği, kavramsal algılama ve öğrenme performansımızı olumsuz yönde etkiliyor. Araştırmalar, yüksek düzeyde sesin olduğu bölgelerdeki okullarda öğrenim gören öğrencilerin dil yeteneklerinin, odaklanma becerilerinin, hafızalarının, problem çözme becerilerinin ve okuma becerilerinin daha yavaş bir süreçte geliştiğini gösteriyor.

 


Yorumlar

E-bültenimize kaydolun.