6 Şubat 2017

10 Maddede Iris Murdoch: İronik Trajediler, Rahatsız Edici Komediler

‘Sevmeyi, sadece severek öğrenebiliriz.’

Iris Murdoch

 

Birinci Dünya Savaşı’nın sonrasında, 1919 yılında İrlandalı bir ailenin çocuğu olarak doğan Iris Murdoch, 20. yüzyıl İngiliz edebiyatının en dikkat çeken yazar ve filozoflarından biridir.

İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında devlet memuru olarak çalıştığı dönemde J. Paul Sartre ve Simone de Beauvoir ile tanışan Murdoch, bu tanışıklığın da etkisiyle varoluşçuluğa yönelmiştir.

Üniversitede ders veren Murdoch, yazmaya felsefeci olarak başlamıştır. Akademik yayınlarında ele aldığı felsefi, etik ve estetik sorunları romanlarında da işleyen Murdoch eserlerinde; 20. yüzyıl insanının çelişki ve yıkımlarını, özgürlük sorunlarını ele almıştır.

‘Gerçek bir insan olabilmek için limitler koymak, çizgiler çekmek ve hayır diyebilmek gerekir. Herkese belli belirsiz sempati göstermek, aynı zamanda bir insanı gerçekten iyi anlayabilmeyi de engelleyen bir şeydir.’

 

Murdoch, yazarlık kariyerine toplam 26 roman, bir toplu şiirler kitabı, 8 felsefe kitabı ve 8 tiyatro oyunu sığdırmıştır.

Yazarlık kariyerinin başlangıcı, ilk teorik eseri olan ve 1952 yılında yayımlanan Sartre: Romantic Rationalist (Sartre, Yazarlığı ve Felsefesi) isimli kitabıdır. Kitap, Sartre üzerine eleştirel bir değerlendirme olarak kabul edilmektedir.

‘Aşk cinsellikten doğar, ama sevme sürecinde onu aşar (…) cinsellik insanı çok büyük aldanışlara sürükleyen çok karanlık bir güçtür. Bize, anlamadığımız çoğu zaman da istemediğimiz her türlü şeyi yaptırır. Bu sevgiden yola çıkarak, başka insanları gerçekten anlayabileceğimiz, kölece içgüdülerden kurtulabileceğimiz bir dünyaya açılmak bence zor bir iş. Bütün o şeytanlıklar vs. saplantılarımızdan kaynaklanır, bu da aşılması gereken bir şeydir.’

 

Murdoch edebiyatı, yaşam ve ahlak sorunlarını daha verimli bir şekilde değerlendirmekte kullanmıştır. Murdoch’un eserlerinde varoluşçuluğun etkileri net bir şekilde görülür.Romanlarının büyük bir kısmında İngiliz aydınlarının ve bürokrat çevrelerinin günlük yaşamlarını anlatan Murdoch, eserlerinde psikolojik gerilim öğelerini, şaşırtıcı serüvenleri ve ürkütücü olayları başarılı bir şekilde işlemiştir.

‘Çiçeği olmayan bir gezegenden birileri gelse, etrafımız çiçeklerle çevrili olduğu için sevinçten deliriyor olmamız gerektiğini düşünürlerdi herhalde.’

 

Murdoch’u diğer gerçekçi İngiliz yazarlardan ayıran, felsefi temaları geleneksel öykü anlayışı içinde ele almasıdır. Bu yönüyle Fransız varoluşçu yazarlarla benzerlik yakalamıştır.

Murdoch, geçmişin düşünce sistemlerinin ve değerler düzeninin yıkıldığı, bireyler arasındaki iletişimin koptuğu 20. yüzyılda bunların yeniden kurulması ve hayata yeni bir anlam kazandırılması için yeni bir ahlak felsefesine, yeni bir felsefeye gerek olduğunu savunmuştur.

‘Din dogmalarının, dinsel imgelerle kuralların büyük ölçüde gücünü yitirdiği, metafiziğe karşı çıkan, bilimsel bir çağda yaşıyoruz. Aynı zamanda hem Aydınlanmanın hem Romantizmin hem de Liberal geleneğin mirasçılarıyız. İçinde bulunduğumuz ikilemin ögeleri bunlardır.’

1974 yılında Whitbread Edebiyat Ödülünü ve 1978 yılında The Sea The Sea romanıyla Man Booker Ödülünü kazanan Iris Murdoch’un 1996 yılında yayımlanan son kitabı Jackson’s Dilemma’dır.

1997 yılında Murdoch’a Alzhemeir teşhisi koyulmuştur. Hastalığını farkında olan Murdoch bu durumu ‘çok kötü, sessiz ve karanlık bir yerde olmak’, cümlesiyle tanımlamıştır.

Murdoch’un çok sayıda eseri arasında Türkçeye çevrilenler;

Sartre, Yazarlığı ve Felsefesi (Sartre: Romantic Rationalist, 1952),
Ağ (Under the Net, 1954),
Kumdan Kale (The Sandcastle, 1957),
Çan (The Bell, 1958),
Tek Boynuzlu At (The Unicorn, 1963),
İtalyan Kız (The Italian Girl, 1964),
Kesik Bir Baş (A Severed Head, 1964),
Melekler Zamanı (The Time of the Angels, 1966),
Rüya Sakinleri (Brono’s Dream, 1969)
Kara Prens (The Black Prince),
Ateş ve Güneş, Platon Sanatçıları Niçin Dışladı? (The Fire and the Sun, 1977)
Deniz Deniz (The Sea The Sea, 1978),
İkilem (Jackson’s Dilemma, 1995)

‘İnsan sevdiği şey gibi oluyor. Ya da insan kendi gibi olan şeyi seviyor.’


Yorumlar

E-bültenimize kaydolun.